Herkesin bir mevsimi vardır. Sizin ruhunuz hangi mevsimde: İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış?
Kişiler, hangi saiklerle kendini iyi hissettiklerini ve yaşam enerjisi bulduklarını belirlerken, mevsimi işaretler.
Bu konuya astronomi cevap verir: İlkbaharda doğanlar ilkbaharı, yaz mevsiminde doğanlar yazı, sonbaharda doğanlar sonbaharı, kış mevsiminde doğanlar ise kışı kendi mevsimi olarak görür ve bu mevsimlerde kendini iyi hissettiğini genel olarak belirtirler.
An itibarıyla kış sezonunda, yılın en soğuk ayındayız. Kışın doğanlar kendilerini nasıl hissediyorlar? Bir bir kendinizi yoklayın bakalım! Ama her şeyin acısını trend olan hava durumu olayından çıkarmayarak!
Bir gerçek var ki her mevsim kendi renginde güzeldir ve her mevsim gereklidir; doğa döngüsü içinde canlıların hayat bulması için.
Dışarıda 2,3 cm ölçüsünde lapa lapa kar yağıyor. Hepimiz olmasa da çoğumuz kapalı alanlarda pencerelerden karın soğuğunu ve güzelliğini izleyerek sakin ruh halimizle içimize dönmüş durumdayız. Kartopu oynadığımız günler bir bir aklımızdan geçiyor. Cesaret veren olsa da çocukluk günlerimize dönüp, mevcut çocuklarla birlikte şenlensek istiyoruz.
Doğa, yaz mevsimi üretim ve veriminden kalan yorgunluğunda, tıpkı diğer canlılar gibi dinlenme aşamasında; bol bol yağmur ve kar sularıyla beslenerek, ilkbaharda yeniden yeşerip çiçekleri, bitkileri yeni tazeliğiyle sunmak için hazırlanmaktadır.
Dünya’nın kuzey yarım küresinde 36-42 paralelleri arasında bir coğrafyada yaşıyor olmamız bir şans iken, diğer taraftan ülkemiz içinde de en kuzeyde, yeşillikler içinde dört mevsimi yaşıyor olmamız ve denize sahip olmamız ayrıca bir şanstır.
Yaz aylarında yüksek nem oranı ile karasal iklimin ya da daha güney bölge ikliminde görülen yüksek sıcaklığı aratsa da… Bol yağmurlu, bol bulutlu günler birçoğumuz tarafından sıkıcı ve depresif olarak nitelendirilse de tam tersi olarak, yağmurlu ve yoğun bulutlu hava olayını romantik ve duygusal bulanlar da var. Bu romantizm tanımlamasını destekleyenlere psikoloji biliminde “pluviofil” denilmektedir.
Yağmur biraz hüzün, biraz romantizmdir. Bir piyanistin her notaya vuruşunda kulağımızın pasını silen o ses dalgası ile bir yağmurun her bir nesneye vuruşundaki ‘şıp’, ‘şıp’ sesi eksik değil, fazlası var. Hem daha doğal, hem daha faydalı ve zahmetsizce.
Nota çalışmasında rahatsız olan komşuların şikâyet etme lüksü varken, bu kez yağmur sesine itirazı olanın ulu makama erişme şansı varsa, iyi bir hukukçuyla müzakere yapabilir.
Herhangi birine veya nesneye karşı sevgi besleyebilmek için ona dokunmak ve hissetmek gereklidir. Sevgiyi hiç tatmamış birinin, sevgiyi uzaktan hissetmeye çalışması gibidir yağmurda ıslanmadan sevgi beslemek. Yağmur damlalarının tensel dokunuşuyla soğuyan bedeni, içsel huzurla bütünleştirip kendi kalorifer peteğini, sobasını yakarak, sevgi borularının ısısıyla içsel sıcaklığa, huzura, sükûnete kavuşmalı insan…
Duvarda asılı bir tablo düşünün! “Islak Arnavut kaldırımında, siyah şemsiye altında, sararmış, kızarmış çınar yapraklarının görüntüsü arasında yürüyen biri.” Nasıl da güzel, gözünüzde canlandı değil mi?
Yağmurlu bir havada şemsiye ile yürümek kartpostal görüntüsü verir; doğa ve sanatın iç içe olduğu anlara tanıklık eder.
Sahilin ıslağında, denizin dalgası arasından sıyrılan soğuğun, yağmur damlalarına eşlik ederek neon lambalarının altına süzülen ışıkta verilen bir pozu, sıcak ve nemli yaz gününde klima olarak kullanma fikri fena olmazdı!
Diğer yandan soğukta yalnız kalan giysilerinden arınmış çıplak ağaçlara konuşarak, evsiz kalmış canlıların başlarını okşayarak, kuşları, güvercinleri, martıları yemleyerek sosyal sorumluluk alanlarımız olduğunu da unutmayalım!
Soğuk ve yağmurlu günler ayrıca bir şanstır, neden mi? Ruh hem dinlenmede, hem de metabolizma en hızlı haliyle çalışmaktadır.
Yakıt tankını boca etmeli, fabrika bakımı iyi yapılmalıdır.
Bu günlerde yürüyüş yapmak hem ruhsal hem de bedensel sağlığa iyi gelmektedir. Sıcak yaz günlerinde zaten yüksek olan vücut ısısı, yürüme hareketi ile daha da artarak vücudu rahatsız edici, hoşnutsuz bir duruma sokmaktadır. Dolayısıyla soğuk kış gününde vücut hareketi, kendi kendine yapılmış ruhsal bir terapidir.
Kış mevsimi, insanları kapalı mekânlarda buluşturur ve yakınlaştırır. Bayrak etrafında değil de bu kez ya soba etrafında ya da petek etrafında toplanırız.
Yazın sıcak ve nemli günlerinde rehavet içinde olma durumu, moda olmuş tatil planı cümleleri, kelimeleri ve hayalleri… Kışın güzelliği ise sokakların sakinliğidir. Kendi malikânemizin sahili, caddesi, sokağı gibidir kamusal alanlar. Bu durumu fırsata çevirip bol bol doğayla ve kendinle baş başa kalıp doğanın dinginliğini hissetmek, kendi iç sesine kulak vermek, ihmal edilen günlerin acısını çıkartmak iyi gelir.
Yağmurlu ve soğuk günlerin ardından bir Güneş doğar ki gençlikte ya da zorlu bir dönemde yapılan mücadele sonrası kazanılan başarı gibi parlar.
Bir zamanlar bir hava durumu sloganı vardı: “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun.” Dillere pelesenk olmuştu.
Buna benzer hep bir durum içerisindeyiz. Yağmur, kar, çise, bulut, soğuk, sıcak… Hepsi, durumlardan durum beğendir.
İstenmeyen, kendi durumunu doğal hava durumuyla araçsallaştırmaktır.
Hâlâ kışı sevmiyor musunuz?
Kışın dünyaya gözlerini açanlara…
