Savaştan dönen yorgun savaşçının üzerinde parçalanmış palto gibiyiz, serinlemiş sabah akşamın içimizi ürperten serinliğinde.
Çok abartıyorum belki ama, daha dün gibi; sıcağın alnında yaşarken uykusuzluğumuz sonrası cümleler bu kadar ağır hislere gebe….
Ufak bir esinti ardından gelen yağmur damlaları, ani bir sıcaklık düşüşüyle birden, sonbahar hisler diyarına yolculuğa çıkarıyor insanı.
Yazdan kalan ne varsa silip süpürmek için gelmiş, bir çöpçü gibi, izler diyarında olanı alıp ana çöplüğe aktarmak için.
Sıcaktı, nemdi derken, tek tük sararıp yere düşen yapraklar yaza veda etmek için haber salıyor etrafa…
Eee eylül gri renktir, temmuz beyazı, ocak siyahına benzemiyor.
Yazı yaşarken ani bir dönüşle kışı hatırlatıyor, hazırlıklara başlamak için bir zaman aralığım diyerek, kışın ayak seslerini gümbür gümbür kulakların dibine kadar getiriyor.
Okullarda yeniden zil sesleriyle eğitimin kaldığı yerden devam etmesi, yeni yeni sınıflar ve öğrenciler, yeni bir üst sınıfa terfi olanlar, ana kucağından öğretmene emanet edilen minikler; yeni tayin olanla yeni atanan öğretmenler, üniversiteye yeni başlayan gençler, hep bir başlangıç ayı eylül, nasıl sonbaharı başlatıyorsa bir dönemi de başlatan oluyor.
Ilık ılık esen akşamlarda yeni dünya evine girerken tercih edilen eylül; mevsimin güzel doğasıyla dünya evinin doğasını güzelleştirme basamağına aracılık ediyor.
Sonbahar’ın serinlik rüzgarı, güneşten yansıyıp gözleri kamaştıran ışıltısı, akşam yakamozları, yazı aratmayarak geçip gidiyor.
Yazdan biraz özet sunumu yaparken, kış için fizibilite çalışması yapıyor eylül; restoranda ortaya karışık sipariş veren gurme stajyeri müşteri tadında bir yanıyla..
Eylül Konuşuyor:
Eylülüm ben,
Benzemez kimse bana,
Aşkı da hayatı da başlatanım.
Ne şarkılar ne türküler yazılır adıma,
Bendeki varlığımın anısına,
Hayatın tadını bir arada tutarım.
Eylülüm ben,
Hem çocuğum hem genç hem ihtiyar:
Filizleri büyütür,
Olgunları sarartır,
Gençlere yol verir,
Herkese biraz burdan bakarım.
Eylülüm ben,
Hem yazım hem kışım hem bahar,
Isıtır, üşütür, bazen yakarım,
Mevsimleri bir arada tutar, yaşatır,
Her mevsime biraz bu açıdan bakarım.
Eylül’üm ben,
Yazdan kalan sıcağın gölgesi,
Sonbaharın ve kışın öncülü,
Arada bir yerde kalan ben,
Nerde ne yapacağını bilemeyen,
Her mevsime aynı açıdan bakamayanım.
Görevi biten yöneticinin devir teslim töreni zamanı gibi şimdi; sonbaharı arzuyla bekleyenler yüzlerinde bir sıcak tebessümle sırası gelmiş yarışmacının heyecanıyla bekleşiyor havaların ılık ılık esintisiyle birlikte.
Sabahları okul çantası ve üniformasıyla erkenden yollara dizili miniklerin ve çocukların okul ziline yetişmek için hararetli adımlarını görüyoruz sabahın ılığında artık, sessiz yaz sabahlarının yerine…
Vitrinler ‘new collection’, ‘new arrival’, ‘taze geldi’ler ile karşılıyor müşterileri gıcır gıcır albeniliğiyle beklerken.
İncecik tüy gibi giysilerimiz sonrası birkaç kiloya varan kabanlar, montlar, kazaklar ve paltolara dokunmayı elin tersiyle itesi geliyor insanın, sevimsiz iç karartıcı kışın simgesel renkleriyle yüzleştiğinde.
İnsan ihtiyaçlarının sonsuzluğuyla hep bahaneler üretiyor yenilenmek için. Öncelikle değişen mevsimle yeni bir kimliğe bürünme ihtiyacı, ufak tefek hazları tatmin, biraz tazelenmek, modayla da uyumlulaşmak için…
Yapraklar gövdelerinden bir bir koparak vedalaştığında yağmur damlalarıyla ıslanacak caddelerde. Pastel renkleri ve çeşitli desenlerle şenlenecek kaldırımlar…
Tablo gibi fotolar alacağız, çınar yaprağının üçlü veya beşli formundan…
Her şeye herkese rağmen yine de gülümsüyor eylül, hızlıca bakış atan bulutların arasından, değişimin tüm güzelliğiyle sunuma devam ediyor.
