Bir gül bahçesi kadar güzel kadınların sadece bir gülle ödüllendirilmesi yüzlerde yeterli gülümsemeye neden olabilir mi?

Bu gün-ü kelimesi karşısında her ne kadar duyarsızlaşsak da bir görev bilinci uyandırıyor olmasına da alışmışız ve her şeyin bir günü var artık, dolaysıyla gün kelimesinin bu kadar sıradanlığı arasında belki de en önemli gün olgusunu 8 Mart oluşturuyor.

Kadın emekçilerinin yüzyılı aşkın mücadelesinin sonucu ve devamı olarak eşitlik, özgürlük, sosyal ve siyasi haklar gibi kadın talepleri hala devam etmektedir. 

Yüz elli yıl önce meydan gelen hazin bir olayın anılması adına fikirsel olarak değer yaratan simgesel yanı göz ardı edilemez.

8 Mart, 1857 yılında New York’ta bir tekstil fabrikasında, kadınların çalışma yaşamının iyileştirilmesi için başlattıkları grev sırasında çıkan yangın sonrası ölen yaklaşık yüz elli işçinin ölümünün anısına; daha sonra kadın dayanışmasının, grevlerin, yoğun kalabalıkların ve gösterilerin ardından bir dizi çalışmaların, girişimlerin sonucu olarak tarih sayfasında yarım asırdır bir gün olma özelliğiyle dikkat çekmektedir.

19.yüzyıl başlarında sanayileşmeyle birlikte fabrikada çalışan kadınların erkekler karşısında aynı beceriye sahip ve aynı işi yapmasına rağmen eşit ücret ilkesi uygulanmamış, çalışma saatleri on saati aşmış, sosyal haklar düzenlenememiş olması kadınların, zaman zaman hak taleplerindeki aşırılığın haklılığına neden olmuştur.

Devam eden süreçte kadınların tüm çalışma ve sosyal haklarını arama çalışmaları kolektif zeminde feminist hareketin de dillendirilmesine zemin hazırlamıştır.

 

Yirminci yüz yıla gelindiğinde sanayileşme ile birlikte modern çağın nüveleri ortaya çıktıkça kadınlar sosyalist çevrelerde hareketlenerek özellikle Amerika, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde uluslararası sosyalist kongrelerde kendilerini ifade etme olanağı bularak, kadın erkek eşitliği vurgusuyla feminist hareketlerin de belirleyici, tanımlayıcı, açıklayıcı rolünü üstlenmişler.

Birleşmiş Milletler 1975 yılında ilk kez düzenlediği kadın konferansının ardından 1976-1985 yıllarını Kadınların On Yılı ilan etmesiyle, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadınların okur- yazarlığı, mesleki eğitimi, işgücüne katılım oranı ve benzeri arttırmayı amaçlamış ve her ülke kendi kültürel geleneğine uygun bir günü kadınlar günü belirlemesi tavsiyesinin ardından 1977 yılında - Rus monarşisinin devrilmesinde rol oynayan kadınların anısına, aynı tarihe denk gelmesi sebebiyle Rus temsilcisi Nikolaeva’nın  önerisi üzerine - 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü İlan etmiş ve küresel etki yaratarak bugüne anlam ve önem kazandırmıştır.

Tarım toplumunda ev ve bahçe yaşamında olan kadınların sanayileşmeyle birlikte ev ile birlikte fabrika ve sair yerlerde çalışma hayatına başlamışlar. Modern çağla birlikte hayatın tüm alanlarında; ev içi, ev dışı ve annelik görevlerini yürüten kadınların çifte sorumluluğu oluşmuştur.

Basitçe tanımlamaya çalıştığımız bu Dünya Kadınlar Günü, çok yönlü çok çeşitli çalışmaların, mücadelelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Günümüze gelindiğinde hâla devam eden iş yaşamında eşitsizlikler, engeller, artarak devam etmektedir.

Tüm alanlardaki çalışmalarına ve başarılarına rağmen hâla kadınların, ücret ve terfi gibi konularda eşitsizliğe karşı mücadele ediyor olması modern ve dijital çağın en büyük hastalığı olması olarak da okunabilir.

Temenni odur ki, kadın –erkek eşitliğinin önündeki engellerin aşıldığı, farklılıkların kabullenilerek içselleştirildiği, herkesin sorumluluğunu yerine getirmede adaletli davrandığı bir dünya olsun…