2025 yılına damga vuracağı beklenen ‘Filistin Meselesi ve İki Devletli Çözüm
Konferansı’nda’ pranga vuruldu...
Tıpkı 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla sonuçlanan, İngiltere’nin
Osmanlı’dan koparıp Filistinlilere devlet sözüyle birkaç on yıl oyalayıp gizlice
çekilerek, vurulan İsrail prangası gibi.
Birleşmiş Milletler’in devlet kurma gibi bir misyonu olmamasına rağmen, İsrail
Devleti kurulmasına önderlik etmiş olması ve bu kez, Filistinlilerin sönmüş
ışıklarını ve patlamış lambalarını yeniden aydınlatmaya çabalıyor olması, sadece
Birleşmiş Milletler’de sahte vicdan yoklamaktan öteye giden bir şey değildi.
Birleşmiş Milletler bünyesinde Fransa ve Suudi Arabistan önderliğinde “Filistin
Meselesine Çözüm Bulunulması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi
Konulu Konferans” düzenlendi.
42 maddelik Yüksek Düzeyli Uluslararası Konferansı 29-30 Temmuz’da Türkiye
ve 16 devlet, Arap Birliği ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla ‘New York Bildirisi’
adıyla onaylandı.
Türkiye, New York Bildirisi’nin, Hamas’ın ve diğer silahlı grupların ancak 1967
sınırları temelinde egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti kurulması durumunda
silahlarının bırakmasının kabulüyle 11.maddesine şerh koydu.
New York Bildirisi Gazze’de ateşkesi, Hamas’ın elindeki rehineleri serbest
bırakmasını ve egemen bir Filistin Devleti’nin tanınmasını içeriyor.
Hamas’ın, Gazze yönetiminden çekilmesi ve silahlarından arınmasını, İsrail ile
Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve toplu güvenlik garantileri
verilmesi çağrısı yapıyor.
New York bildirisinin kabulünün ardından İsrail bildiriyi reddettiğini duyurdu.

New York Bildirisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunuldu. Bildiriye 142
devlet kabul oyu, 12 devlet çekimser, başta ABD ve İsrail olmak üzere 10 devlet
ret oyu kullandı ve New York Bildirisi kabul edildi.
BM New York Bildirisi Konferansı Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un açılış
konuşmasıyla, Filistin Devleti’ni tanıyarak başladı.
ABD Başkanı Trump, New York Bildiri oylamasını yanlış zamanda yapılmış hatalı
bir propaganda gösterisi olarak nitelendirip, Filistin’i tanımak Hamas’ı
ödüllendirmektir, şeklinde konuşmasını sürdürdü.
Genel Kurulda sesini yükselten yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. İsrail
zulmündeki çocukların, kadınların birkaç fotoğraflarını salonda delegelere
gösterirken duygusal anlarla genel kurula damgasını vurdu.
Erdoğan, BM’nin amacı ulusal güvenliği ve barışı korumaktır, sözleriyle
başladığı konuşmasını devam ettirdi: “‘Hepimiz anne babayız, üzerine
titrediğimiz evlatlarımız, torunlarımız var, burada; Amerika’da; Avrupa’da ve
Dünya’nın her yerinde bir çocuğumuzun eline küçük bir diken batsa anne ve
babaların yüreği yanar ama Gazze’de çocukların elleri, kolları ve bacakları
anestezi yapılmadan ampüte (bütünden ayrılma) ediliyor, kimse kusura
bakmasın! Bu insanlığın dip noktasıdır” sözleriyle içindeki vicdanı vücut diline
yansımış haliyle; yüzündeki rengin değişimine, sesindeki ton farklılığına neden
olurken, kontrolü elden bırakmadı.
İsrail Başbakanı Netanyahu Genel Kurul kürsüsüne çıktığında onlarca
delegasyon salonu terk etti. Netanyahu, kürsüde bomboş sandalyeler
karşısında, Filistin’i tanıyan tüm devletleri kınayarak başladı konuşmasına.
Konuşmasının devamında, BM soruşturma komisyonunun İsrail’in Gazze’de
‘soykırım’ yaptığı yönündeki raporunu da yalanlayarak, bu suçlamanın hiçbir
temeli olmadığını iddia etti.
BM’nin, İsrail’in Gazze’ye giren yardım miktarını kasıtlı olarak kısıtladığı
yönündeki açıklamaları da reddetti.
İsrail halkının kendisini desteklediğini ve Filistin Devleti kurulmasına izin
verilmemesi konusunda halkla barışık olduğunu, kesinlikle Gazze’de Filistin
Devleti’nden bahsedilemeyeceğini belirterek konuşmasını sürdürdü.
Netanyahu boş koltukların dolu varsayımıyla hitabını sürdürürken, Times
Meydanı’nda kendisi protesto ediliyordu.

Hamas’ın 7 Ekim 2023 İsrail halkına yapılan saldırıların göz önüne alınmadan
Filistin’i tanıyanların, terörü ödüllendirdiğini de ekledi.
Netanyahu Genel Kurul konuşmasını Gazze’de kamyonlara hoparlör
yerleştirterek dinlettiği iddiaları, görüntüleriyle basına yansıdı.
Ve BM’de Genel Kurul devam ederken, İsrail’in de Filistinlilere zulmü devam
ediyordu.
Filistin yönetimi lideri Abbas ise, ABD’nin vizeye onay vermemesi üzerine BM
Genel Kurulu’na videolu konferansla uzaktan katılarak, Filistin ve İsrailliler için
bir barış planını hayata geçirmek üzere dünya liderleriyle birlikte çalışmaya
hazır olduklarını söyledi.
Tüm körfez ülkeleri New York Bildirisi’ne destek verdiklerini açıkladılar.
Dünya gücü ABD zaten İsrail temelinde Filistin meselesiyle ilgiliyken, Avrupa
gücü Almanya, Filistin Savaşı’nda İsrail’e askeri yardım ve satış yaptığı iddia
ediliyor!
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ve öncesinde üye devletlerin İngiltere dahil
yüzde sekseni Filistin Devleti’ni tanıdılar.
İngiltere ve Almanya, Filistin Devleti’nin tanınmasına misilleme olarak İsrail’in
Batı Şeria’nın bazı bölgelerinin ilhak edilmemesi için uyarıda bulundular.
Devlet temsilcileri, Birleşmiş Milletler kürsüsünde Filistin zulmü için sırayla söz
aldılar. Siyasal söylemlerle üstü kapalı ve ucu açık cümleler kurdular.
Temsilciler, BM’nin devlet kurma gibi misyonu da görevi de yetkisi de olmadığı
halde İsrail Devleti’nin kurulmasına nasıl önderlik ettiyse, Filistin Devleti’nin
kurulmasını da sağlayabilir diyemedi/diyemezdi!
BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi, İsrail‘in ya kuruluşunda önderlik etmiş ya
da ilk tanıyanlardan olmuştu.
Birleşmiş Milletler üyesi bir devlet yetkilisinin İsrail’e gür bir sesle “dur”
diyebilecek cesareti gösteremeyeceğini, Netanyahu’nun hangi dala dayandığını
ve o dalın dünya jandarması görevi gören ABD olduğunu bilmeyen var mı ki?
İşte! Güçlü olmanın karşıt bedelini ödeyen Filistin halkı için, geriye sadece bir
söz kalıyor: VİCDAN.