Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşı olan her birey, okul çağına eriştiğinde
temel eğitim bilgisi ve becerilerine erişmek için devletin okullarında eğitim
görmek zorundadır.
Gidemeyen, gitmeyen, gönderilmeyen çocuklar-bireyler için devletin
yaptırımları uygulanır.
Dolayısıyla her vatandaşın hayatına bir eğitimci-öğretmen dokunur.
Bir insanın, ömrü boyunca sayısını dahi hatırlamanın mümkün olamayacağı
kadar bireylerin, gelecek yaşamını belirlemede en önemli ölçüt olarak eğitim ve
öğretimin tüm basamaklarından itibaren, toplumsal ve iş hayatına hazırlamayı
üstlenmesi, o işi meslek olarak yapmanın ötesinde bir adanmışlık ve genişçe bir
sorumluluktur.
Eğitimci-öğretmen her birey de, kendisi gibi eğitimcinin elinde şekillenmiş,
değerlerini öğrenmiş, toplumsal hayatı içselleştirmiş, kimlik inşasında örnek alıp
öykülenmiş bir şah eserdir.
Tüm meslekleri yetiştiren: Doktoru, mimarı, politikacıyı, ev hanımını, çiftçiyi,
turizmciyi, bilişimciyi, mühendisi, mali müşaviri, avukatı, savcıyı, hakimi,
hemşireyi, esnafı, öğretmeni … Öğretmenin dokunmadığı birey yokken,
doktorun, mimarın, mühendisin ve sair, dokunmadığı çok sayıda bireyin,
kendisine ihtiyacı olanlarla temas kuruyorken, öğretmenlere herkes ulaşmak
zorundadır.
***
Ülkemizde tüm vatandaşları kapsayan modern eğitim anlayışı Cumhuriyet
devrimiyle gerçekleşti ve yaklaşık bir asır zaman geçti.
Cumhuriyet öğretmenlik mesleğini en başa iliştirdi. Toplumun kendi kültürel
değerleri içinde gelişip yükselen, doğudan ve batıdan bağımsız bir şekilde içinde
bulunulan çağın gerekliliklerine uygun, bir eğitim sistemini ilke edindi.
Cumhuriyetin örnek projesi olan ve sadece birkaç dönem işleyen Köy
Enstitülerini, kısa vadede maddi yarar edinmek için değişmeseydik bugün,
Finlandiya eğitim sistemini dile getirmez, yüzlerce ülke bizim sistemimizi örnek
gösteriyor, olurdu!
Ve,
Eğitime hâlâ, Köy Enstitülerine karşı köylerde, büyük baş hayvan besleyen
ailelere dağıtılan süt tozu mantığıyla hareket ediyoruz.
***
M. Kemal Atatürk’ün 1924’te Türkiye Muallimler Birliği’nde yaptığı
konuşmasında: “Öğretmenler! Yeni Nesil Sizin Eseriniz Olacaktır”,
Cumhuriyet sizden, “Fikri Hür Vicdanı Hür “ nesiller ister.
Bir başka konuşması : “Öğretmenlere ülkenin en ağır yükünü yükledik, onlara
en ağır sorumluluğu verdik, Türk Milletinin geleceğini emanet ettik, bu mesleği
ideal sayacak öğretmenleri diğer bütün mesleklerden önce tutmalıyız” ile sona
erer.
M. Kemal Atatürk’ün bu anlamlı sözünün içeriği Köy Enstitülerinde anlam
kazandı ve birkaç on yıl boyunca işleyen eğitimin başarısı hâlâ ideal olarak
görülüyor.
***
Maalesef ki Cumhuriyetle başlayan öğretmenliğin önem ve kalite vurgusunu bir
asır sonra, en kaliteli malzemeden üretilmiş silginin kullanıldığı metinden kalan
yazıdan, okumaya çalışıyoruz.
Çağdaş eğitim ilkeleri ve öğretmenliğin tüm meslekler üzerinde olma anlayışı
siyasal, ekonomik, toplumsal olarak sürekli sekteye uğruyor.
Siyasal erklerin ellerinde çoğu kez sıradan bir meslek olarak muameleye
uğratılıp, mesleğe gönül veren adaylar gerekli destekten mahrum bırakılıyor.
Bu vesilelerle devletimizin en önemli üç kurumlarından biri eğitim olana kadar,
toplumsal dönüşüm ve değişimde önemli bir gelişme de beklenemiyor.
***
Birçok ülkede, BM UNESCO’nun Paris’te yaptığı “Öğretmenlerin Statüsü
Hükümetlerarası Özel Konferansı” sonrası “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”
kararı gereğince, 5 Ekim “Öğretmenler Günü” olarak kutlanıyor.
Ülkemizde kutladığımız “24 Kasım Öğretmenler Günü” ise tamamen yerli, milli
ve İstiklal Harbi sonrası kurulan Türk Devletinin Arap alfabesinden Latin
alfabesine geçişle başlanan okuma yazma seferberliğiyle ilgilidir.
24 Kasım 1928’te Millet Mektepleri açıldı ve aynı gün M. Kemal’e Başöğretmen
ünvanı verildi.
M. Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. yılında, Başöğretmen seçildiği tarih olan
24 kasım, 26 şubat 1981’de Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğiyle “24 Kasım
Öğretmenler Günü” olarak belirlendi.
***
İnsanlar, insan olarak doğuştan özgürdür. Her birey kendi yaşamını idame
ettirebilecek becerilere sahip olarak adalet duygusunu geliştirip onurlu bir
yaşam sürebilir. Lakin toplum olabilmek ve toplum içinde hayat sürdürebilmek
için devlete ve devletin iyi eğitimden geçmiş, vizyon sahibi vatandaşlara ihtiyacı
var. Toplum resmi ve resmi olmayan düzenleyici kurallar içinde yürürken,
eğitimcilerin her iki kuralda etkili rolleri vardır. Tüm vatandaşların birey olarak
eğitimcilerin eğitiminden geçtiği günümüzde suç oranı azalmış, adalet duygusu
gelişmiş, nitelikli, ilerici, akılcı, çalışkan, sorumluluk sahibi bireylerin varlığı
öğretmenlerle mümkündür.
Tüm bunlar göz önüne alındığında devlet eğitimcileri-öğretmenleri, sosyo-
ekonomik olarak gözetmeli ki, onların yol haritası sekteye uğramadan, kendi
kişisel sorunları, ideal olanın önüne geçmeden, vizyon sahibi olsunlar.
***
Başta Başöğretmen M. Kemal Atatürk, Gazi ve Şehit Öğretmenler olmak üzere
tüm Öğretmenlerin kutsal gününü kutlarken, onlara en güzel armağan devletin
kurumlarına sağlayacağı destekte öncelenmesi ve sürekliliği sağlanan nitelikli
müfredat olacaktır.
CEHALETE VE UYGARLIĞA KARŞI MUHAREBE ÖĞRETMENLERDEN GEÇER.
M. Kemal ATATÜRK


