Her gün sokaklarında adım atıp dolaştığın, sıradan bir kasaba olarak gördüğün, içeriğindeki mekânlarına, insanlarına, doğasına aşina olduğun kareleri sinema salonunda arkaya yaslanmış rahat koltuğunda izleme düşüncesi; heyecan, merak, beklenti ve birçok karmaşık duyguyu içinde barındırıyor.
Yani, “Aşkın Dünkü Çocukları” adlı film ile Ünyeliler yeni bir heyecanı keşfediyor.
Yapımcılığını A. Selim Tuncer’in, alt-yerel cast'ı Alp Medya Ajans sahibi Hamza Alp’in üstlendiği film, Ünye Belediyesi ve Bambi Yatak firmasının katkılarıyla Karadeniz’in en güzel sahilinde, Ünye’de çekilmişti.
Başrollerde Uğur Yücel, Mehmet Özgür, Hülya Avşar, Derya Baykal gibi ünlü isimlerin yer aldığı filme, Ünye’nin simgesi olmuş siyah önlüklü, beyaz yakalı “Ünye’nin Dünkü Çocukları Derneği” üyeleri, çocuklar, yaşlılar, yerli esnaf ve gönüllüler de oyuncu olarak katıldı.
31 Ocak’ta ilk defa Ünye’de gösterime giren filmin galası 28 Ocak’ta İstanbul’da, 30 Ocak’ta ise Ünye Uniport AVM sinemasında yapıldı.
Ünyeliler filmin birçok setine, oyuncusuna ve sahnesine tanık oldular. Birçok yerli figüran, farklı karakterlerle filme dâhil oldu.
Tanık oldukları ana karakter, eş-dost figüran oyuncuları ile Sezen Aksu’nun “Şehre bir film gelmiş” şarkı sözünü “Bu şehre bir film yaptık” onuruyla sinema salonunda batı menşeli patlamış mısır ve kola ritüeliyle izleme heyecanı yaşayan Ünyeliler, sinema ve üst kültür yokluğu çekenlerin “kültürel açlık” olgusuna kısa bir mola ile nokta koymuş olmalı…
Hepimiz bir şekilde ana akım medya, sosyal medya veya yedinci sanat (sinema) üzerinden arkası yarın, kısa veya uzun metrajlı filmler, belgeseller, programlar izliyoruz. Bu esnada oyuncuların performansları, rolleri ve arka plandaki görseller hafızamıza yer ediniyor. Müspet veya eleştirel paradigmalar üretiyoruz.
“Aşkın Dünkü Çocukları” filmi için her zamanki gibi girmedik sinema salonuna. Bize ait olanı almaya gelmiş gibiydik. Kendimize sahip çıkmaya, kendimizi eleştirmeye, başkalarının bizim hakkımızda yapacağı olumlu-olumsuz olgulara cevap vermeye gelmiştik.
Ünyeli bir gencimizin yıllar önce aşkına tanıklık etmiş Ünye’nin çağdaşları konuşlanmıştı filmde.
İlkokulumuz, mahallemiz, beş asırlık çınar ağacımız, kırk yıllık Yüzüncü Yıl Çay Bahçemiz, Cumhuriyet’in temsilcisi meydanımız, kadılar yetiştirmiş kadim yokuşumuz, Uzunkum, Ayanikola Harabesi, Çamlık kayalıkları, Yalı Kahvesi, Yunus Emre, Asarkaya… Hepsi biz insanlar gibi o eski günlerini özlemiş gibi duruyordu. Tüm izleyicilerin pür dikkat bakışları altında sahnede kendileri izlenirken…
1970 ve 1980’lerin Türkiye’sinde Ünyeli olmaktı kader.
Taş malzemeden iki katlı ahşap kapılı, mandalina kokulu bahçeli evlerde yaşamak, komşu terziye ilkokul önlüğü diktirmek, dönemin meşhur oyunu tendürük oynamak ve aşık olduğun birine kavuşamayıp gençliğini soğuk duvarlar içinde geçirmek…
“Dağ dağa kavuşmaz ama insan insana kavuşur.” atasözünün cuk oturduğu film sahnesinde, Avşar Kızı’nın Uğur Yücel’in canlandırdığı çocukluk aşkına kavuşmasıyla sonlanan vizyon, Ünye’ye damgası vuran Ünye kumu, hepsi Ünye için değerlerdi.
İnsanlar gibi şehirler de sınav verirler.
İnsanların zulmü altında ağır sınavlardan geçerler. Masum şehirler hoyratça kullanıldığında haykıramazlar vadesi gelene kadar. İşte bu serzenişler arasında doğasıyla büyüleyen Ünye, kendisini gurbet ellerde özleyenlerin aitlik duygusunu coşkuyla yaşamak için İstanbul’da ilgi, sevgi ve hasretle sinema kapılarını arşınladı.
Ünye’yi Ünye yapan değerler çok güzel anılara, ayrılıklara, acılara tanık oldular.
Dünya Savaşı’na asker gönderdiler, gemiciler yetiştirdiler, kadılar yetiştirdiler, teröre şehit verdiler.
Rum (Roma) memleketiydi Fatih Sultan Mehmet öncesinde... Helenistik çağda (Makedon-Pers) Pontus Devleti sınırları içindeydi. Bir dönem Selçuklu Beyliği içinde (Niksar’a bağlı) bir kazaydı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde vilayet oldu. Sonrası bir dönem Samsun’a bağlı kaza ve 1926’da Ordu iline bağlanarak günümüze kadar çeşitli siyasi yönetimler altında yönetildi.
Şehir sadece doğal, siyasi, ekonomik görünümü ile yeterli değildir.
İnsan, sosyal bir varlık olarak üretim becerilerini sanatsal yeteneğe dönüştürmeli ve kültürel kimlik oluşturmalıdır. Eğitici ve eğlence anlayışıyla insanı yakınlaştıran, daha samimi birliktelikler ve gelecek inşa etme sanatsal faaliyetler ile mümkün kılınabilir.
Sanat, fikirlerin, hayallerin ve gerçeklerin dönüştürülmüş ürünüdür. İnsanoğlu var olduğu sürece sosyalleşmenin ve kenetlenmenin aracı olarak sanata başvurmuştur.
“Sanatsız kalan bir milletin ana damarlarından biri kopmuştur.” M. Kemal Atatürk’ün bu sözü en güzel tanımlamadır.
Doğarız, büyürüz ve yaşlanırız. Hayat, uzun soluklu, çetrefilli bir film gibidir.
İçinde birçok acı yaşanır, zamana yayıldığından sindirilir ve unutulur.
Hayattan bir kesit olan bir film, ortalama iki saat sürer.
Bir filmdeki senaryonun çoğunda gerçeklik payı vardır. İnsanın göremediğini göstermek ister, düşündürür, yoruma açık bırakma özelliği vardır.
Bizim yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılar konu olur filmlere.
Veya hepimizin farklı deneyimleri, yaşam içinde içselleştirildikçe eriyip gittiği için saklı kalır ve o bir gün, gün yüzüne çıkar filmlerle.
Ünye’mizde çekilen filmin konusu, hayatın içinde bir şekilde yaşanmış gerçeklerdir.
Zaten yaşanmamış bir olguyu insanoğlu nasıl hissedebilir?
Başkasının gözünden kendi yaşamını uzaktan seyretmek gibidir filmler.
Her gün sokaklarında, insanlarına, doğasına aşina olduğun kareleri vizyonda tarafsızca izlemek...
Şahane çıkardığın bir işe, iyi yaptığın bir esere puanlamak...
Ya da “En güzel benim memleketim Ünye’m.” dediğin doğasına, insanlarına, mekânlarına, martılarına, kuşlarına, kaldırımlarına, kumsalına, inşa edilen yapılara bir kez de uzaktan bakarak puan vermek...
Kent sinemalarında izleyip kolayca puanladığımız gibi...
Bu kez tarafsızca duyguları kontrol edebilmek...
Kısaca demokratlığını gösterebilmek duygusal bağ kurabildiklerine...
Karşı tepeye çıkıp inşa ettiğin gökdelene puan verebilmek...
Aşkın Dünkü Çocukları, Ünye’nin Dünkü Çocukları’ydı.
Ünye’miz, sadece filmde arka planda kadraja giren doğal ve kültürel görünümden elbette çok daha fazladır.
“Aşkın Dünkü Çocukları” senaryosu, bir aşkı konu alan film olması sebebiyle, bizim beklentimiz olan belgesel film tadında elbette olmamıştır.
Ünye’nin doğal güzellikleri, bir ödül ve emek olarak sinema sahnelerine yansımıştır.
Ünye’yi en güzel tanıtacak olan, elbette bir belgesel filmin vizyona girmesi olacaktır.
Ünye’yi zaten çok güzel olarak bilenler, “Bu kadar mıymış?” demesinler, umuyoruz!
