Yıllarca farklı kaptanlar tarafından hoyratça kısa, orta ve uzun seyahatlerde kullanılan bir tekneydi. Her defasında dümene oturan kaptan, yıpranmış, aşınmış ve işlevini yitirmiş tekne yapı elemanlarını basit tamirat yöntemiyle, günü kurtaracak çözümle geçiştirdiler.
Çelik zırhlı tekne bir türlü hurdaya ayrılamadı. Yirminci yüz yılın son çeyreğiydi. Eski kaptanlar tarafından yolcular arasında iyice bozulan adaleti ve ekonomiyi sağlamaya çalışacak bir kaptan dümene oturmuştu. İlk olarak dümene oturduğu teknenin ana omurgasını sağlamlaştırma işiyle başladı; ağaç omurga, kepçe omurga, kasara tavanı, kamara farşları, parampet, güverte kaplama, burma tahtaları; paslanmış çivileri, yıpranmış boyaları, motor ve elektrik aksamları, gelir-gider defteri incelemesi gibi…Keyif çatmaya alışmış yolcuların tamirat-tadilat işi keyiflerini kaçıracaktı. Çalışmalar sırasında teknede gürültüden, uykularından ödün veriyorlardı, azıklarını paylaşıyorlardı, eğlence hayatı gittikçe kısıtlanıyor ve çalışmalar yakın bir zamanda biteceğe benzemiyordu. Yeni kaptan, gününü kurtaran kaptan olmak yerine, yaptığı tüm icraatları mevcut ve sonraki yolcuların geleceğini düşünerek, uzun vadeli projeler yürütüyordu.
Oysa yolcular, bir an önce çalışmalar bitsin ki, seyahatin zevkini sürsünlerdi. Disipline edilmekten, yarınlar için bugünün zevkini kaçırmak istemiyorlardı. Gittikçe, teknede rahatı kaçan yolcular, günün birinde, eline gelen her ne var ise teknenin her yerine, kimi elindeki kalemi, kimi kitabı, kimi defteri, kimi kurallar listesini atı atı verdiler. Kaptan, bu duruma düşmenin acizliğiyle, istemeyerek de olsa, ‘kaptan seçimine’ gitme durumunda kaldı. Seçim propagandasında siyasi bir figür var dı ki, hitabetiyle ve duruşuyla, hem göze hem de kulağa iyi geliyordu.
Tekne seçmenlerinin gözlerini parlatan ve kulaklarının pasını silen bu aday, vaatler karşısında eriyip bitenlere yeni ihtişamlı seyahat hayalleri kurduruyor ve 1912’de Kuzey Atlantik’te buzdağına çarparak batan Titanik gemisiyle seyahati hayal etmelerini başarabiliyordu. Müthiş bir hayaldi. Yaşam zevklerinden mahrum bırakılmış, mavi-lacivert koylarda demirleyip yüzemiyorlar, vizesiz ada devletine giriş-çıkış yapamıyorlardı.
Kaptan adayı, yolcuların sosyo-kültürel kimliğine uygunluğuyla, seçim çalışmalarında yoğun ilgiyle karşılanıyordu. Milli gelir elli bin dolar, tam demokratik kurumlar, hukuk devleti, sosyal adalet, meritokrasi ve sair, seçim meydanlarını şenlendirip inletiyordu. Yirmi birinci yüzyıla Türk rönesansı ile aydınlanarak yeni bir çağa girecekti, tekne sakinleri. Yalnız bir sakatlık vardı: Aday kaptan teknenin genel hukuki ve siyasi düzenine uyumsuz şiirsel düşünce ve sunumu nedeniyle seçilme mahrumiyetindeydi. Bu yüzden, seçimde ne kaptan, ne de kamara vekili adayı olabilecekti. O’nun yerine siyasi yol arkadaşı, seçimde geçerli oyların yüzde otuz dördünü alarak kaptan koltuğuna oturdu. Yeni kaptan yavaş yavaş, yeni sağlamlaştırılmış tekneyi denizin mavi sularında dalgalandırmaya başladı.
Seyahat için her düzen kurulmuş, teknede yolcuların eksiği-gediği yoktu. Geride kalan tek sıkıntı, asıl -kaptan olacak- yasaklının, kayırmalı bir şekilde özel seçimle tekne koltuğuna oturtmaktı. Yasaklı asıl kaptan adayı, dededen-babadan kaptan torunu-çocuğu olarak büyümüş, denizin tuzlu suyunun tadıyla, fırtınada oluşan dalganın dilini iyi kavramış, gözü dümenden başka hiçbir şey görmemiş.
Hayalinde en büyük ve en iyi kaptanlık yatıyordu.
M.Ö 7.yüzyıl da Antik Yunan Megara şehir devletinden gelenlerin koloni kurarak ve krallarının adı ‘Byzans’ı koloniye ismini vererek yerleştikleri, M.Ö 196’da Roma hakimiyetine girerek 330-395 yılları arasında Roma başkenti, 395-1204 yılları arasında Doğu Roma (Bizans) başkenti, 1204-1261 yılları arasında 4.Haçlı Seferiyle Latin Başkenti, 1261-1453 yılları arasında Latin’den tekrar Bizans’a geçerek Bizans başkenti olan ve nihayetinde 7. Osmanlı Padişahı ile Türklere geçen ve 1600 yıl boyunca başkentlik yapmış Dünya’nın merkezi eski Konstantinye, Dünya kenti İstanbul metropolünde doğmuş, gençliğinde bir çok “ayak topu” kulübünde spor severlik yapmış aktif bir genç iken, kaptan olma akıntısına kapılmıştı. -Uluslararası Dünya Kaptanlar Birliği tarafından hangi tekneye hangi kültürel kimliklerine kaptan adayının uygunluğu genişçe araştırma ve değerlendirme sonucu karar verilmekteydi. Birliğin en güçlü ve nüfuzlu üyelerinin gözlerine ve kalplerine dokunmak şartı aranmasa da, istemiyorum ama yan cebime koy tavırları olması, kendi kapısının aralanması uluslararası bir adetti. - Yasaklı asıl kaptan adayı, tersanede tekneyi imal edenlerin torunları tarafından tekne yolcu meclisinde özel bir kanunla siyasi yasağı kaldırılıp, ara seçimle kamara vekili seçilerek, kendi yerine seçilmiş kaptanın istifa etmesi sonucu kaptanlık koltuğuna oturdu. Bir geldi, pir geldi kaptan! -Kaptanlar dünyasının en’lerinden mi, özel seçilmişlerden miydi? Cevabı verecek kadar ermiş yolcu yetişmedi.- Bir önceki kaptanın gıcır gıcır teslim ettiği tekneyle, uzun yıllar uzun seyahatler
yapabilir, yolculardan elde edilen kiralarla kendi siyasi vaatlerimizi gerçekleştirebiliriz diyordu! Artık yola çıkma vakti, serin mavi suların kıymetli yolcuları; hepimiz aynı teknedeyiz, batarsak da çıkarsak da hep birlikte! Önce yavaş yavaş yol alacağız, mavi- lacivert serin ve derin sularda. Sonra bizden birçok mil kat etmiş olanları aşıp geçeceğiz ve uluslararası kaptanlar birliğinin nüfuzlu üyelerini hasetinden çatlatacağız.
Yeni kaptan ilk icraatı olarak pek yakında 1912’te Kuzey Atlantik’te buz dağına çarparak batan Titanik gemisinden daha donanımlı bir gemiye aktarma yapacaktı.
Günler, aylar ve yıllar geçti…
Çok tekne değişti ama yolcular kaptanı değiştirme cesareti bulamadılar. Gelmiş geçmiş kaptanlardan alınmış boy ölçüleri henüz daha sönmemişti hatıralarda. Bildiğin yol en iyi yoldur dediler. Mevcut kaptanın artısı eksisiyle bir gün, Titanik
de olur, umuduyla seyahate devam ettiler.
Bir gün, derin uykudan uyanan bir yolcu bağırdı, uyanın millet, uyanın! Gemi göründü! Herkes şaşkındı. Vaat edilen Titanik miydi acaba, görünen? O, Titanik ti, ama bu bir rüyaydı. Bir sonraki derin uykudan uyanan yolcu, tekne batıyor uyanın! Ayağım buz
kesti, diye bağırmasın! *Kısmetse gelir Hint’ten Yemen’den, kısmet değilse ne gelir elden*
