İnsan olmanın hakları mı olurmuş? Zaten, sadece insan olarak dünyaya gelmenin gereği koşulsuz şartsız tüm haklara sahibiz, değil mi?

İnsan hakları, İnsanın doğumla birlikte kazandığı varoluşun sembolü olarak, pazarlık konusu yapılamayan, kapsamı daraltılamayan, felsefi veya diğer hiçbir düşünceyle geçersiz kılınamayan mutlak haklar olarak;  insanın ayrılmaz bir parçasıyla devredilme ve vazgeçilme gibi muafiyeti olmayan haklar olarak; toplumun varlığından bağımsız toplum öncesi var olan haklar olarak; zamana ve mekana bağlı olmaksızın tüm insanlığın evrensel hakları olarak, insanın doğasının gereği sahibi olduğu haklarıdır.

Peki, bu doğal hakların bir güne imgelenmesine neden gerek duyuldu? Yani,  nerden çıktı bu, ”İnsan Hakları Günü?”.

Hepimiz ya da çoğumuz Birleşmiş Milletler’i sık sık duyuyor ve anlamaya çalışıyoruz.

Lakin, basit ve bir o kadar da anlaşılması literatür öğrenmeyi gerektiren konu olarak, öğrenmede zorlanıyor olabiliriz.

İşte! Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı sonunda başta küresel güçlü devletlerin önderliğinde ve sonrasında tüm devletlerin katılımıyla dünyanın yeniden savaşa sürüklenmesini engellemek, temel insan haklarına ve özgürlüklere karşı saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek uluslararası iş birliği oluşturmak, uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak üzere, insanın ve ulusların değerinin ve önemini gündeme alan bir felsefe oluşturmak üzere kurulan, şimdiye kadar kurulmuş birliklerin üstünde, küresel en büyük şemsiye örgüttür.

Kuruluşundan sadece 3 yıl sonra 10 Aralık 1948 Genel Kurulu’nda 30 maddelik tavsiye niteliğinde yayınladığı  “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” amacı ötesinde değer kazanarak, uluslararası hukukun önemli bir işlevi halini almıştır.

Yalnız, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi hukuken bağlayıcılığı olmayıp siyasi ve ahlaki öneme sahip, İNSAN HAKLARI hukuku kurallarının kapsamının belirlenmesinde bir kriter, standart ölçü ve dönüm noktası teşkil ederek, hayati önemi yadsınamaz temel bir insan hakları kaynağı olmuştur.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ilk olarak, Avrupa Komisyonu Roma statüsü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ardından kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yargısal ve bağlayıcı uygulama alanı bulmuş ve sonrasında bir dizi insan hakları sözleşmelerine konu olmuştur.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirisi İnsan Haklarına yeni bir boyut kazandırarak, insan haklarını devletlerin sınırlarını aşarak anayasal düzeyde evrensel koruma sağlamayı amaçlamıştır.

Birleşmiş Milletler ile başlayan evrensel düzeyde insan hakları koruma konusu kişilerin özgürlük alanını genişletip devletlerin alanlarını kısıtlayan birçok yasal düzenlemeler yapmalarına neden olmuştur. Devletlerin vatandaşlarını  anayasalarla koruma altına aldığı insan hakları konularını iç hukuk sisteminin dışına, üzerine taşıyıp, ülke sınırları dışında vatandaşına yeniden yargılanma, tazminat gibi hakları talep etmek hakkı doğurmuştur.

Bu hak konusunu insanlığın üstün yararına tescillemek üzere kocaman bir şemsiye altında evrensel hukuk çerçevesinde korunması amaçlanarak bugünün anlam ve önemine vesile olmuştur.

İnsan hakları, adalet sistemi içinde ahlaki boyutuyla ve uluslararası hukuk sisteminin evrenselliği içinde tüm insan ihtiyaçlarında olduğu gibi değişime ve gelişime devam edecektir.

Dünyanın, İnsan hakları günü içinde, insani sınırları aşmadan yirmi dört saatin insan değerine ve amacına uygun geçirilmesi temennisiyle, dünya insan hakları günü kutlu olsun.