Yeni yılı güzel cümleler kurarak karşılamayı çok yeğledik.

Lakin ne elimiz gitti klavyeye nede gönlümüz razı geldi dökmeye… İki dudağımızın arasına kolayca gelen o özlü sözlü neşeli cümleler uğramadı artık bizlere…

Süslü püslü çam ağaçlı camekânlar, noel baba hediyeli figürler göz hapsimize girince unutulan bir heyecanı yaşadık yeniden, ta ki mazide hatıra defterini ortasından ziyaret ediverdik mecburen.

Neden gittikçe uzaklaşıyor, sorularımız ve heyheylenmelerimiz olmuyor değil. Koskoca bir yıl yaşıyoruz ve bir günlüğüne kesemize tolerans gösteremiyoruz. Güzel bir plan ve program; eş, dost, arkadaş ve sair çevremizle, düşünmeden yaşamak için birkaç saatliğine, tadına varamıyoruz özgürce, her yerde her zaman prangalar eşlik ediyor kimliğimize.

Dünya pastası gün be gün büyüyor ama hissedarlar hızına yetişilemediğinden yeterli payı kapamıyor insanoğlu; tasarruf felsefesi geliştirmede istikrarsızlık pastanın en cimri davranışına takılıyor.

Dünyada özgürlüğün eşitlik içinde olmadığı gerçeği burada başımızı yakıyor. Birilerinin gittikçe artan kaynağı şımarıklığının bedeliyle yılbaşı serüveninden muaf oluverirken bir taraf da yaşamsal mücadeleyle bel büküp baştan muaf olduğunu kabule razı geliyor.

Noel baba simgeli pabuçlar market raflarında kapılara asılmak için çoktan yerlerini almıştı zaten.

Ağır misafir yapay çamlar evin bir köşesine yerleştirildi tabi, yine ışıl ışıl re

ngarenk yanıp sönen ışıldaklar işletmelerin en görünür cephelerinde, camlarında, giriş kapılarında yılbaşı menü eşliğinde panayır havasında görücüye çıktılar, nasiplenenler nasiplendi, kısmetsizler yine küstüler kendi kendine ama duyan gören olmadı yine.

Kimimiz pencereleri sonuna kadar açıp, dualarla çorapları astı tütmeyen, bir yangına vesile olmaz garantisiyle, noel baba altını çorabın içine atmayı becerebildiyse yılın şansını yakalayanlar oldu;   koşar adım kuyumcuda aldılar soluğu… İsteyen belasını da mevlasını da bulur minvalinde…

Evrene gönderdiğimiz enerji kadar talep edebilme lüksümüze razıyız elbette. Umut bittiği yerde hayat biter. Ne ekersen onu biçersin diye öğrettiler bizlere.

Tüm amaç daha iyi bir dünya dileğimizle yeni yılda aracı olarak noel babayı kullanıyoruz işte.

Neşesini, azmini, umudunu kaybetmeyen ve hayatı güzelleştiren güzel insanların desteğine en az yılbaşı kutlama hevesi kadar ihtiyaç varken, ihtiyaç fazlalığından elden çıkarılmasının şiarını anlamakta zorlanmak kadar normal durum olmasa gerek. O yüzden noel neşesini meşale gibi taşıyoruz bizler de.

İşletmeler harıl harıl yılbaşı gecesine hazırlanırken çırparak kırparak pinti harcama modelli menülerle müşteri köşe kapmacasına giriştiler.  Amaç yeni yıla girerken yerli, milli, ecnebi yani ortaya karışık, araçta değil amaçta birleşme duygusuyla hareket ettiler.

Zaten bir türlü içten samimi duygularla kabullenemediğimiz, elimizin tersiyle itmeye, ötekileştirmeye çalıştığımız yılbaşı simgeleri olan ağaç süsleme, noel baba, hindi menü: Anadolu, Asya ve Türklere özgü olduğunun da farkında olamadık. Bu yüzden çeşitli paradigmalar ve bahaneler üreterek aşçı tabağı gibi karmakarışık mizah sipariş ediyoruz.

Yani, Noel babayı öne sürüp arkasından işler çeviriyoruz mecburen.

Yaşamın sadece karın doyurmak, uyumak işe gidip gelmek dışında bir olgu olmadığı zorla satılmaya çalışılırken; her kör satıcının kör alıcısı olurmuş, haksız sayılmaz söz tabi, bir atasözünün kabulü için bir asır geçmesi gerekiyor, çok kez denenmiş toplumca meşruiyet kazanmış.

Yılda bir kez dahi olsa, bir gece eğlenmenin maliyetini düşünmeden gönlünce eğlenmek bizim neyimize, marketlere mangır yetir de kalsın geriye eğlence meğlence…

Kim istemez ki Pera Palas ambiyansında, bir piyanistin tuşlara bastığı anda notaların tarifsiz melodisiyle bulutların üzerine yükselten, müziğin ritmiyle  insanı en pozitif duygusal moduna erişmesine vesile olan iç dünyasıyla bir yılbaşı gecesi anısı biriktirmek.  

Denizin kendisine ait olmayanları dalgalarla kenara atmasıyla, dünya düzeninin gün be gün çoğunluğu sistem dışına taşımasında benzer mantığın yaşanması bu iki olgu arasında benzerliği açıklamaya yetiyor olmalı...

Tüm dünyayı ilgilendiren bu özel gün, benzer renklerle, benzer duygularla ve benzer şekillerle kutlandı, adet yerini buldu yani… Dünya karasında ilk yeni yıla giren de müjdeyi verdi tabi, yeni yılda dünyanın başına gelecekleri ilk onlar gördüler, son gülen iyi güler ya! kirli karanın şerrine geç bulaşan bizler yani, tam orta sıralarda yeni yılla buluşmanın korunaklı şanslılığıyla başladık. Geri kalan günlerin bahtsızlığına şimdiden yenik düşmemek için ağır abi takılıyoruz, kendi becerimiz miş gibi…

Düşünebilme gücümüzün matemli günlerini geçeli çok yılbaşılar olduğu için büyük birader tarafından gözetleniyor olabiliriz,  o yüzden elekten eleyerek ilistirden süzerek hangi sözcükler legal ya da değil ona göre en beyaz olan dileklerde bulunuyor, o yüzden hemşire simgesiyle meşhur oluyoruz. Sus pus eğlen güzelim başka yapacak bir şey yok bu dünyada, iyi dilekler dileyerek görevimiz bu kadar diyebiliyoruz.

İyi niyetten ve umuttan vazgeçmeksizin, zaman göstergesinin hayatımızın anlam ve dizininde tik tak ilerlerken olacak olan olur, gelecek olan gelir kaderciliğimizle, otuz iki dişimizle çağrıda bulunduk:  3,2,1 ve 2026 hoş geldin senaryosu yazarak…

İyi seyirler.