Dijital okuryazarlığı olan hemen herkesin yapay zekâya erişim imkânı var. Bu yapay zekâ sıradan bir teknoloji uygulaması değil; yıllarca farklı bilim dallarında eğitim görmüş, çok sayıda tez yayımlamış işinin uzmanı gibi düşünen, çok yönlü bir üst akıl olarak hepimizin hayatını kolaylaştırıyor.
Bugün bir insanın birkaç dil bilmesi üstün zekâ olarak kabul görürken, yapay zekâ yüzlerce dili anlayıp kullanabiliyor. Üstelik bu zekâ bir bireyin değil; insanlığın ortak birikiminin ürünüdür. Bu yönüyle insan zekâsının kolektif başarısının son halkası olarak çağın altın inovasyonudur.
Artık sanattan bilime, akademiden gündelik yaşama kadar yapay zekâ her yerde. Bilgiye erişim epeyce kolaylaştı. Bu büyük bir avantajken, aynı zamanda akademik üretimi değersizleştirme riski de taşımakta. Herkesin aynı araçlara erişmesi eşitlik gereğiyken, nitelik kaybına neden olma ihtimalini de körüklemektedir.
Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırıcı serüveni yapay zekâyla zirveye ulaşmış durumda. Ancak bu durum beraberinde önemli bir soruyu gündeme taşır. Bu gelişme modern dünyanın sonunu mu hazırlar? Yoksa sanayi devrimiyle elde edilen kazanımların yeni bir halkası mıdır?
On sekizinci yüzyıl- Birinci Sanayi Devrimi’yle başlayan yeni üretim anlayışı, insan gücüne olan ihtiyacı azaltırken, ilk kez buhar gücüyle üretim hızlandı ve tarım toplumundan sanayi toplumuna geçilerek, yeni yaşam anlayışını, yeni ihtiyaçları ve yeni meslekleri doğurdu.
On dokuzuncu yüzyıl ile elektriğin keşfi, kitle üretime geçişi sağlayıp, bugün yaşadığımız modern hayatın temellerini attı.
Yirminci yüzyıla gelindiğinde yapay zekânın temellerinin atıldığı -dijital devrim- -kişisel bilgisayar- dönemi yaşandı.
Yirmi birinci yüzyıl ise -içinde yaşadığımız dönem- tüm üç devrimi zirveye taşıyarak ‘yapay zekâ’ devrini başlattı.
Yapay zekânın birçok mesleği bitireceği ve yeni meslekler geliştireceği tartışmaları gündemde:
2023 Almanya dünya ekonomik forumunun raporu, yapay zekâyla bitecek mesleklerle doğacak meslekler arasında yüzde ikilik kayıp beklentisi olduğunu vurguluyor.
Fakat, yapay zekâ meslekler için bir bitiş değil, iş süreçlerinin yeniden tasarlanması anlamını taşıdığı, aslında rutin işlere el atan; yaratıcılık, etik, üst yönetim, strateji gibi mesleklerin daha da önem kazandığı alana yer açıyor. Yani sanayileşmenin dönemsel olarak kazanımlarını düşündüğümüzde yeni bir çağa girişin yüksekçe göstergesi diyebiliriz.
Meta Al’ın Türkiye hakkında düşüncesi:
Türkiye için geçiş sürecinin sancılı olacağını, kaybolan on mesleğe karşı on bir- on iki yeni iş alanının doğacağını belirtiyor. Özellikle veri giriş elemanı, banka gişe memuru, ön muhasebe, çevirmen, kurye, taksi şoförü, kasiyer gibi mesleklerin biteceğini; yapay zekâ eğitmeni, ,prompt mühendisliği, siber güvenlik uzmanı, robot teknisyeni, sağlık teknisyeni, hukuk uzmanı gibi yeni meslekler doğarken; tesisatçı, elektrikçi, el becerisi; psikolog, hemşire, yaşlı bakımı, öğretmen; senarist, yönetmen, ar-ge mühendisi; hakim, cerrah, pilot gibi mesleklerin güvenle yoluna devam edeceğinin altını çiziyor.
Diğer yandan Türkiye’deki genç nüfusun, Türkçe yapay zeka yazılım araçlarının ve hizmet sektörünün, değerlendirme kapasitesine göre olumlu-olumsuz sonuç verebileceğini vurguluyor.
Yapay zekâ meslekleri bitirmiyor, öncelikle saniyesinde çözebildiği rutin işlere el atıyor, meslekleri dönüştürüyor. Yani, yapay zekâ öğrenmeyen ustayı çırak, işsiz bırakabilir.
Kısaca yapay zeka, endişe gerektiren yeni bir teknoloji değil, rutin-angarya pasif işler yerine potansiyel geliştirici alanlara yönelimi amaçlayan, son deha teknolojisidir.
Sanayileşmede geri kalmışlığın sonuçlarını tekrar yaşamamak için yapay zekâ yatırımları desteklenmeli, entegrasyon çabaları sahiplenmelidir. Bir çağı daha ıskalamak, sonuçları çok daha ağır hissedilebilir bir zemine sürükleyebilir.
Yapay zekâ, diğer üç sanayi devrimlerinin aksine, zamanı çok daha verimli kılan, sonuç odaklı çalışan ve pratik çözümlerle yaşamı kolaylaştıran bir “new post- modern” araçtır.