İtilaf Kuvvetleri’nin işgali altında karanlık, yağmurlu, huzursuz bir bahar günü
İstanbul’dan, 16 Mayıs 1919’da İngiliz pasaportuyla çıktığı yolu, “Manda ve
Himaye Kabul Edilemez” diyerek, Ankara’da Türk Pasaportu basarak tamamladı.
Osmanlı’ya 1815 Viyana Kongresi’nde (Avrupa’nın düzeni için toplanan)
İngilizler ve Ruslar tarafından “Hasta Adam” teşhisi konulmuş, “Hasta Adam”
mirasını paylaşmak ise “Şark Meselesi” olarak adlandırılmıştı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan İttifak Devletleri’nden Osmanlı ile
Mondros Mütarekesi imzalanarak bir nevi “Şark Meselesi” gerçekleştirilmeye
çalışılmıştır.
Yunanistan’ın Limni Adası Mondros Limanı Agememnon (Yunan mitolojisinde
Miken Kralı) adlı İngiliz Zırhlısı’nda yirmi beş madde olarak imzalanan Mütareke:
Boğazların işgali, Osmanlı Ordusu’nun terhis edilmesi, haberleşme ağının İtilaf
Devletleri’nin kontrolüne bırakılması ve onların ‘güvenliği tehdit edecek bir
durum ortaya çıktığında istediği yerleri işgal etme hakkı’, yüzyıllık ‘Şark
Meselesi’ olarak isimlendirilen ve burada bir Ermeni Devleti hedeflenen Vilayet-
i Sitte’de (Van, Elazığ, Diyarbakır, Erzurum, Sivas, Bitlis) bir karışıklık anında bu
vilayetlerin herhangi bir kısmını işgal etme hakkı tanıyordu.
Mondros Mütarekesi sonrası hükümetin en önemli temsilcileri İttihat ve Terakki
Parti (İTC) mensuplarından Talat, Enver, Cemal Paşa’lar bir Alman gemisiyle yurt
dışına kaçtılar.
Osmanlı Mebusan Meclisi 21 Aralık 1918’de padişah tarafından fesh edildi ve
İttihatçı liderler ve mebuslar yönetimden uzaklaştırıldılar.
Birinci Dünya Savaşı, ABD savaşa girene kadar Avrupa Savaşı olarak kabul edildi,
dört büyük: Osmanlı, Rusya, Avusturya-Macaristan, Alman İmparatorlukları
sona erdi.
Mondros Mütarekesinin imzalandığı gün Mustafa Kemal Suriye’de 7.Ordu
Komutanıydı. Ardından Adana’da Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak
görevdeydi.
7 Kasım 1918’de Saray, Yıldırım Orduları Grubu’nun dağıtıldığını bildirir ve
Mustafa Kemal’i Savunma Bakanlığı emrinde görevlendirir.
Mustafa Kemal Paşa Yıldız Sarayı’na ve hükümete itiraz mesajı gönderir:
‘Ateşkes hükümleri kabul edilemez ve ben buna uymayacağım.’
Yıldız Sarayı Mustafa Kemal’in sözlerini ciddiye almaz ve Paşa, 10 Kasım 1918’te
Adana’dan bir trenle İstanbul’a hareket etmek zorunda kalır.
13 Kasım 1918, Çarşamba, saat 12:45 civarı, Mustafa kemal Haydar Paşa
Garı’na ulaşır. İstanbul İtilaf Kuvvetleri tarafından İşgal edilmektedir.
Mustafa Kemal Paşa, kendisini karşılamaya gelen Rasim Ferit ve yaveri Cevat
Abbas ile işgal donanmasının geçişini 3,4 saat seyreder, ardından küçük kartal
istimbotuyla işgal donanmasının arasından karşıya geçerken Türk
Vatandaşlarının hala kulaklarında hayali yankılanan “ geldikleri gibi giderler”
cümlesi iki dudağının arasından dökülür.
Mustafa Kemal Paşa gibi, Altıncı Ordu Komutanı Ali İhsan ve Dokuzuncu Ordu
Komutanı Yakup Şevki Paşa’lar da mütareke hükümlerini kabul etmeyerek
durumu protesto etmiş, İngilizlerin isteğiyle İstanbul Hükümeti’nce merkeze
alınmıştı.
Ateşkes sonrası ilk işgaller başladığında, dört yüz bin olan Osmanlı askerleri -
İtilaf Kuvvetleri’nin ülkeyi kolayca işgaline yarayan madde gereğince - elli bine
indirilmişti.
İlk olarak İngilizler, Musul ve İskenderun’u ardından İtilaf donanmaları boğazları
ele geçirip İstanbul’a demir attılar.
Çanakkale, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Samsun, Merzifon’a İngilizler askeri birlik
gönderdi; Fransız, Adana ve Dörtyol’u işgal etti; İtalyanlar ise Akdeniz ve
Ege’nin bir bölümüyle Burdur ve Konya’yı işgal ettiler.
İşgallerle birlikte azınlıklar da harekete geçerek var olan Mavri Mira, Etnik-i
Eterya gibi cemiyetler aracılığıyla Doğu Trakya, Batı Anadolu ve İstanbul’u
birleştirmek için- Mega İdea (Büyük Yunanistan) hayallerini gerçekleştirmek için
terör estirip, Doğu Karadeniz’de Rum Pontus Cemiyeti aracılığıyla devlet
kurmak için propaganda ve terör faaliyetlerini devam ettirmişlerdir.
Mütareke’nin neler getireceğinin farkında olan ve Osmanlı Hükümetinin sessiz
ve pasif kaldığını gören Türk halkı teşkilatlanmaya başladılar.
{Özellikle işgal tehlikesi altında bulunan yörelerde, daha sonra Sivas
Kongre’sinde birleşerek Milli Mücadele’nin zeminini oluşturacak Müdafaa-i
Hukuk Cemiyetleri, 8 Nisan 1923’te bugünkü adıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ne
dönüşerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşlunu ilan edecektir}.
Mondros Mütarekesi’ni uygulatmamak üzere Kars Milli Şurasıyla kongreler
yapılarak Cenubi Garbi Kafkas Hükümet-i Muvakkatesi adıyla, daha sonra
İngilizler tarafından dağıtılan geçici bir hükümet kuruldu.
İstanbul, Erzurum, Trakya, İzmir, Trabzon, Adana ve İşgal Kuvvetleri’ne yakın il
ve ilçelerde çok sayıda Müdafaa-i ve Muhafaza-ı Hukuk Cemiyetleri kuruldu.
İzmir’de kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İzmir’in Türklüğü konusunda dünya
kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olmuş ve düzenlediği kongrelerle vatan
üzerinde oynanan oyunlara karşı silahlı mücadeleye gireceklerini İtilaf
Devletleri’ne ve kamuoyunu duyurmuştur. Yine bu cemiyete bağlı olarak Redd-i
İlhak prensibini savunan İzmir Müdafaa-i Vatan Heyeti kurularak, İzmir’in
işgalinden önce büyük miting düzenleyerek Batı Anadolu’da Milli Direniş
ruhunun oluşmasına öncülük etmiştir.
Anadolu’nun çok yerinde kadınların kurduğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri
vatan savunmasında her koldan destekçi olmuştur.
Türk Milleti şimdiye kadar tarihinde görmediği şekilde devletsiz ve vatansız
bırakılma ile karşı karşıya kalmıştır.
Mustafa Kemal yaklaşık altı ay kadar kaldığı İstanbul Şişli’deki günlerinde Ali
Fuat Paşa, Rauf Bey, Refet Bey, Ali Fethi bey, Kazım Karabekir Paşa, İsmet Paşa
gibi Milli Mücadele’de görev alacak isimlerle, vatanın kurtuluş reçetesiyle, yeni
Türk Devleti’ni planlamışlardır.
İşgal kuvvetleri, İstanbul Hükümeti’ne Samsun ve çevresinde güvenliğin
sağlanması için bir nota gönderir. Sadrazam Damat Ferit Paşa, İçişleri
Bakanı’ndan kendi talebi üzerine aldığı, Mustafa Kemal Paşa önerisini kabul
eder ve 30 Nisan 1919’da Dokuzuncu Ordu Müfettişliği’ne atanmasını onaylar.
Mustafa Kemal Paşa, görevlendirme yönergesinin detaylarını Genel Kurmay
ikinci başkanı Kazım Paşa’yla birlikte düzenlerken özellikle iki önemli maddenin
kendisine yeterli geleceğini ifade ederek hazırlarlar.
‘Samsun’dan başlayarak bütün doğu vilayetlerindeki kuvvetlerin komutanı
olabilme ve bu kuvvetlerin bulunduğu vilayetler valilerine doğrudan emir
verebilme, bu bölge ile herhangi bir temasta bulunan askeri ve sivil makamlarla
yazışma yapabilme’ yetkisini görevlendirme metnine yazdırarak Anadolu’da
Milli Mücadele fikrini gerçekleştirebilme zemini hazırlamıştır.
M.Kemal Paşa, İstanbul’dan ayrılmadan önce Padişah Vahdettin ile yaptığı son
konuşmayı şöyle dile getirmektedir: “Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda
Vahdettin ile adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini
dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru
açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine paralel hatlar üzerine
düşman zırhlıları…toplar sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş!...Vahdettin hiç
unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: ‘Paşa, Paşa, şimdiye kadar
devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (elini demin
bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti) tarihe geçmiştir’. O zaman bunun bir
tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum: Bunları unutun
dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa,
devleti kurtarabilirsin!”.
Bu görüşmenin akşamı Mustafa Kemal ve yirmi beş kişilik heyeti ile birlikte
Bandırma vapuru ile Samsun’a hareket ettiler.
M.Kemal Paşa’nın Anadolu’ya tayin hazırlığı sürerken İzmir,
daha önce gizli anlaşmalarla İtalya’ya bırakılmış olmasına rağmen, İngilizlerin
Doğu Akdeniz’de güçlü bir İtalya istememesi üzerine arkalarında İngiliz ve
Fransız donanmasını alan Yunanlılar tarafından 15 Mayıs 1919’da işgal edildi.
İşgale karşı ilk kurşunu atan Hasan Tahsin’den sonra, Türklerin direnişleri
devam etti. Direnişler karşısında panik yaşayan Yunan kuvvetleri İzmir’de sivil-
asker, çocuk-yaşlı demeden katliam yaptı. Osmanlı vatandaşı Ermeni ve
Rumların çoğunluğu da katliamlara destek verdi.-
Cemiyetler aracılığıyla halk direnişleri başlamış, İzmir’in işgaline olan tepkiyle
tüm Anadolu’ya yayılarak çığ gibi büyümüştür. İzmir’in işgalinden dört saat
sonra Denizli müftüsü cihat ilan ederek Anadolu aydınının artık İstanbul’dan bir
şey beklemediğinin işareti olmuştur.
Saray çevresi ve İstanbul Hükümeti işgaller karşısında direnişi yararsız görmüş,
İmparatorluğun kurtuluşunu 30-35 yıllık İngiliz mandasına sığınmayı uygun
görmüşlerdi.
Saray çevresi direnişlerin ittihatçılar eliyle yapıldığını iddia etmişler, halk ise
direnişlerinin Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri çevresinde oluşumunu
desteklemişler. Hatta İttihat ve Terakki Cemiyeti kapatılarak Karakol Cemiyeti
adıyla gizli örgüt kurulmuş ve bu örgüt İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve insan
sevkiyatı yaparak örgütlenmeler ve kongreler düzenleyerek halkın
bilinçlenmesinde etkin rol oynamıştır. Edirne, Balıkesir, Nazilli, Alaşehir bu
kongrelerden bazıları örnek teşkil ettiler.
Mondros Mütarekesi sonucu olarak ülke işgal altındayken, sarı saçlı ve mavi
gözlü bir Türk Subayı, Anadolu’nun tamamını yeniden bağımsız Türk Yurdu
yapmak üzere, 16 Mayıs 1919’da ekibiyle, Dokuzuncu Ordu Müfettişi ünvanı ve
İngiliz pasaportuyla başladığı yolculuğunu üç günlük gemi seyahati ardından,
19 Mayıs 1919 Pazartesi günü İtilaf Kuvvetleri işgalci askerlerine rağmen,
Rumların zulmü altındaki Samsun halkını ekibiyle selamlar.
Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’i İngilizlerin isteği üzerine, Samsun ve
çevresinde Türklerin Rumlara baskı, işkence ve zulüm yaptığı gerekçesiyle
asayişi sağlamak için göndermiş, oysa tam aksi olarak, Samsun’a çıkışta Mustafa
Kemal’in karşılaştığı manzara: Türklere Rumlar zulüm ve işkence yapıyordur.
...devam edecek.