Sahilin süsü martılar,
Kirlenmiş zihinlerin gölgesinde tertemiz sayfa gibi, kumsala gelinliğini giydirmiş, masumun en güzel rengiyle deniz kenarlarının sahipleri.
Martı sesi kulağın pasını siliyor, sahile yakın yaşayanların sabah mahmurluğunda uyanmaya çalışırken.
Sis bulutu beynin üzerinde dolaşırken gaaak sesleri kızgınlıkla, gülümse arasında bir yerlerde sıkıştırıyor duyguları.
Kusursuz güzelliği gözler önünde beliriveriyor, kim kızabilir ki doğanın en masum rengine bürünmüşken.
Güneş denizden doğuyor mu yine, düşünmeye bırakmadan martı doğuyor yine yeni güne. Güneşin aydınlığı martıların güzelliğini örtmesin yine! Eğer yeterse gücü!
Denizin en güzel misafirleri, ya da ev sahibi/sahipleri martılar.
Bomboş kalan kumsal kimin umurunda olur ki, kum taneleri yalnızlığa terk edilmiş hisseder, dalgaların gelgitleri arasında hüzünlenir durur.
Güneşin ışıltısı yalnızlaşır, rüzgarlar esmeyi bırakır yaz sabahlarında ılık ılık.
Kış günlerinde zaman zaman yaşanan bahar havasını yaza çeviren, bir de kanatları açıp gökyüzünde küçük bir çocuğun uçurtması edasında gösteri yaparken, insanlığa küçük de olsa neşe sunabilen, kuşların masum cadıları…
Birlikten kuvvet doğar atasözünü biz insanların icat ettiğini düşünürken, yığınla milli mücadele verir gibi avlanmanız gözlerimizi yaşartıyor. Bu da kuşların dayanışması öyleyse.
Yağmur sesi için ‘ayak vurma tekniği’ ile solucanların yüzeye çıkmasını sağlayarak avlanma meziyetiyle yüklü deniz kuşlarının en zekilerinden...
Kumsallarda ya da denizin üzerinde, doğanın tüm güzelliğini yaşatması ötesinde, sert kabuklu yiyecekleri kayaların üzerine atarak kırma marifetleri gözlerini yaşartıyor insanlığın.
İki kanadı yana açıp kafayı hafif ileri uzatarak, semada daire çizip ani bir manevrayla denize dalarak, gaga ucuna avladığı balığı bir resital havasında sunması yok mu? En can alıcı doğa manzarası, kuş gözlemciliğine özendiriyor insanı.
Kumsalda gezinirken sahilin süsü güzellik abidesiyle, el ele verip konuşabilme fırsatı olsaydı eğer, insanoğlu ile kuş cinsini temsilen bir martı ne hakkında konuşurdu?
İnsanoğlu ülke gündemin kirliliğinden başlayıp, çevre kirliliğine kadar uzanan bir dizi zihni delici kelimeler üretir, martı ise insanoğlunun çevreye verdiği zarardan başlayarak, karbonhidrat yeme alışkanlığı sonucu aldığı kiloların şikayetini bildirirdi!
Eko sisteme verilen zarardan eksilen, yok olan cinslerinden, sanayi çöplerinin soyun tükenmeye verdiği zararlardan bahsedilir, ağaçların git gide azalarak yuva yapacak rahat uygun zemin bulamadıklarını, yavrularının tehlike altında olduklarından falan giderdi muhabbet…
Arap ülkeleri ve Kuzey Avrupa ülkelerinde aşırı beslenmelerinden uçamaz, dolayısıyla yaya kalması, yaya kalmış insanlığın kendisine benzetmesi “körle yatan şaşı kalkar” ile izah edilirdi!
Deniz canlıların zararını düşünmeden plajlarda rahat rahat banyo yapanların özgürce hareket etmelerini, Martıların zararlı canlıları avlayarak eko sistemi dengelediği gerçeğiyle öğrenilirdi.
Şairlere şiirler yazdırıp, edebiyatçılara metinler döktürüp, sevgiliye mektup ulaştıran; insanı şairane ruha dönüştürüp, şiirsel düşünceye iten haline ne demeli?
Dokunsam kanadına,
Birlikte uçabilir miyiz?
Bulaşır mı güzelliğin,
Lekesiz haline dokunsam.
Gözlerim gözlerinle buluşsa,
Kalbimi görebilir misin?
Ara sıra uğrasam,
Kumsalda denk gelebilir miyiz?
Yem dolu bir torbadan, sevinçle avuçlarının içine alarak kas gücünün yettiği kadar ileri uzanıp yemleri martılara ulaştıran, korkutup kaçırmamak için de mesafeye dikkat eden çocukların sevinçlerini ölümsüzleştirmek için ressam olmaya gerek kalmıyor, bir tuşla birkaç tuval harcamış gibi olunuyor…
Biz insanlar seni öyle güzel, öyle rahat, öyle özgür, öyle dertsiz, öyle ulaşılmaz görüyoruz ki, bazen kanatlı oluşumuzu hayal edip daldan dala konarak, her şeyin hallolacağını sanırız.
Ötücü kuşları avlayarak neslin tükenmesine sebep olsanız da, kumsalların çer-çöp temizliğini yapıyor olmanız, sizi yine de sevimli kılıyor.