BAŞLIKSIZ!
ÜNYE VE ÜNYELİ OLMAK kendi başına başlık-tır, havalıdır!
Doğaya saygı duymayı öğrenmediğimiz sürece uluslararası çapta ne Paris Anlaşması, ne Kyoto Sözleşmesi ne de iklim, kongre ve panellerine taraf olup, imzacı olmak bir anlam taşımaz.
Uygulamaya girmediği sürece çağdaş devletler arasında boy gösterip varlığımızı ispatlamaktan öteye gitmeyecek bu gibi sözleşmeler, anlaşmalar, paneller ve kongreler boşu boşuna devletin kaynaklarını heba etmekten öte bir açıklaması olamaz.
İklim değişikliği sonucu ısınmanın artarak kutup buzlarının erimesiyle denizlerin gelecek elli yılda 0,2 ila 0,50 m arasında yükseleceğini bile bile denizin kenarına millet bahçesi, çay bahçesi ve sair yapılar inşa ederek bile bile lades oynuyoruz!
Hem doğayı koruma adına uluslararası sözleşmelere imzacı olalım hem de doğanın vereceği zararı bile bile milletin onca parasını yüksek riskli alanlara yatırım yapmaya devam edelim!
Bu minvalde, yapım çalışmaları devam eden Mayıs 2025’te kamu hizmetine sunulacak olan “Batı Park” projesi bölgesi, hali hazırda yaşayan ahali tarafından burada sert esen rüzgara “gavurun rüzgarı” hitabını kullanır.
Burası Ünye koyunun dışında, açık deniz formunda fırtınaya maruz kalan ve dalgaların sert olduğu bir alandır.
Ünye merkez, koy özelliğinden kaynaklanan yumuşak iklimine rağmen Batı Park Proje alanında koy özelliği olmaması rüzgarın sert etkisine maruz bırakır.
Dolayısıyla burası, yalnızca yaz mevsiminde birkaç ay rekreasyon, park alanı olarak işlev görebilir.
Gün geçtikçe artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için hem konut hem sanayi hem de yönetim ve sair binaların hemen yanı başlarında rekreasyon alanlarına ihtiyaç doğar.
Dolayısıyla yöneticiler yeni projeler üretir ve projelere uygun fiziki zemin hazırlarlar.
Mevcut iskan edilmiş alanlarda yeni yapılanmalara uygun fiziki ve sosyal coğrafya müsaitlik vermiyorsa, bu durumda projelerin hali hazırda iskana uygunluğu önem arz eder.
Ünye sahilinin yakın çevrede tek olma özelliği ve güzelliği ile gurur duyarken, kumsalın sürekli daraltılarak yapılan betonlaşma katliamını üzülerek izliyoruz.
Sahil yolunun genişletilerek halkın rahat hareket edebilmesi elbette istenmeyecek, göz ardı edilecek bir arzu değil. Fakat bu şekilde devam etmenin her geçen gün çoğalan nüfusa yetişmenin mümkün olmadığı düşünüldüğünde, doğal olanı doğal haline terk etmek en mantıklı, en sağduyulu olanıdır.
Birkaç ay yaz sezonunda sahil şeridinde yoğunluk gözlenirken yılın diğer günlerinde sakinlik, hatta tamamen boş olmaktadır.
Dolayısıyla sahil-kumsal olduğu doğal haliyle bırakılmalı hatta doğal hali desteklenerek genişletilmelidir.
Helenistik dönemde kullanılan geometrik, çeşit çeşit figürlü ve renklerde hayranlık uyandıran mozaik tekniğine, sanatına ulaşamasak da, çok kısa sürede çimento dökümlü şık karolar döşüyoruz, kösele ayakkabılarımız toz olmuyor ama yağmur suları sonucu su taşkını olunca sorumluluğu ilahi güce havale ederek sel oldu diyoruz. “Tedbirini al takdirini Allaha bırak” yapmıyoruz.
Yetmiş-seksen yıldır Ünye’ye hizmet eden Çamlık Park Ormanı, her gecen gün yok olmaya yüz tutmakta; yağmur, fırtına ve kar ardından birkaç ağaç devriliyor, dalları kırılıyor ya da kökünden sökülüyor.
Bir yönetimin naçizane öngörüsüyle birkaç belki on yıllar öncesinde çam ağaçların arasına beton dökerek, bir bölümüne de minik bir şelale yapmasıyla çam ağaçların nefessiz kalmasına sebebiyet verilmiş.
Hali hazırda piknik alanı; son zamanlarda, özelikle havaların hafif ısınmasıyla “iğne atsan yere düşmez” kalabalığında yükü çekemeyecek durumdadır.
Birkaç yıllık kafe restoranın Ünye Çamlığını daha da çekici duruma taşıyarak, iğne yaprakların yılın her gününde sunduğu oksijen ile mavimsi denizin karaya doğru saldığı azotun birleşimden yarattığı oksijen sinerjisi, bu güzelliği keşfedenler için vazgeçilmez alan olmasını sağlıyor.
Üç, beş, on belki daha fazla zamandır sürekli ölüme maraton koşan ağaçların acile yatırılması konusu dile getirilse de, acil servis yolda kazaya karışmış olmalı ki henüz görünürde yoktur.
Siyah beyaz eski Ünye fotoğrafları yok mu? Kiremit çatılı iki katlı evleri; yüzü, sahilin üstünden Güneşin doğuşu izleyen kadim Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk yıllarından kalan kargir, ahşap evler.
Çimentonun keşfiyle betonların aralarına sıkışarak bas bas bağıran, yok olmaya yüz tutan bazılarının rölevesi çizilerek kurtarılmış, bazıları restorasyon ile ayakta kalabilmiş ve bazıları hala harabe şeklinde elinden tutulmayı beklemekte.
Kültür Bakanlığı desteğiyle yeni vücut bulan tarihi yapıların yeni yapıların yanında zarifliği geçmişin yaşanmışlığına sıcacık bakış atmamıza sebep verirken, o tarihi evlerde yaşanmışlıkların zorlu ve içsel durumlarını benliğimizle hissediyoruz.
Giderek artan nüfusa karşı yalnızlaşan ve betonlaşarak doğal durumundan sıyrılan yalı kahvesinde sevimsiz görünmeye başlayan kayıkçı tekneleri… Şimdilik hala kadraja alınırken sevimliliğini korusa da, artık haklı olarak yeni limanını beklemekte.
Bir ara yalı kahvesinde kumsala fütursuzca bir proje uygulanmak istendi. Ne kadar da aptalcaydı!
Bugünlerde devam eden bir çalışmayla; yine çok gereksiz, düşüncesiz, öngörüsüz, sahilin doğal dengesini bozarak daraltan bir yol çalışması. Yunus Emre Çay Bahçesi önünden başlayarak Motto Bistro-kafenin önünden devam eden ve yalı kahvesinde birleşen yeni bir uzay yolu yapılmakta.
Bu güzergah zaten daralan kumsalı bir kez daha daraltarak bir şey yapmak için yapılmış bir hizmetten öte bir şey değildir.
Betonlaşmanın sahilde en güzel örneğini görmek isteyenlere üzülerek
verilen bir armağandır.
Geçen yıl merkezde kumsalın üzeri kapatılarak sahil yoluna bir ek yürüyüş yolu yapılmıştı. Bu günlerde aynı yerde kumsaldan biraz daha tırtıklayarak bir ek yürüyüş yolu çalışması daha yapılmaktadır.
Evet, bütün bu çalışmalar çok güzeller ama doğal durumu yok ederek betonlaşmanın sonunun nereye varacağını düşünmeden yapılan hatalardır.
Bir insanın mizacını değiştirmeye çalışmaktan daha öte ve saklı bir olgudur, doğayı değiştirmeye çalışmak. Doğa insana benzemez; doğa güçtür, duygu ve düşünce tanımaz, yeri ve zamanı gelince silip süpürür, eski halini düşünmeyip insandan daha fazlasını ister. Çünkü geri isteme hakkı, doğal zeminine verilen zarardan ötürüdür.
Yirminci yüz yılın ikinci çeyreğinde yaşanmış bir gerçek doğa olayı: Denizde oluşan Tsunami Hamidiye Mahallesi yokuşunu yarılayıp, Ünye Meydanı sular altında bırakarak bir süre sonra geri çekilmiştir.
Yine, bin dokuz yüz altmışlarda İş Bankası binasına kadar deniz uzanırmış.
Kısa vadede beton yapılar inşa ederek ellerimizle doğal coğrafi kaynaklarımızı yok ediyor, ya da doğal kıyı çekiciliğimizi öldürüyoruz.
Yine doğal çevreye özgün yapılar inşa ederek bütünlük sağlamak yerine, betonlaşmaya giderek kendi ellerimizle çirkin yapılar inşa ediyoruz.
Hali hazırda mevcut kıyıları doğal güzellikleriyle kabul ederek, uygar memleketlerdeki gibi şehrin yanı başında doğayla iç içe yaşamaya çalışmalıyız.