Türkiye’de gündemi takip etmek biraz zor olmaya başladı, her an her şey olabilir. Etrafımız ateş çemberi içeride de farklı bir ateş var. Buna başta ekonomik ateş derim, her kesimin birincileri farklıdır ancak liste uzayıp gider.
Biz olayları izlerken, dikkatler farklı yerlere çekildiğinde acaba arkadan bir işler çevriliyor olmasın. Gerçi çevrilse bile kim ne söyleyebiliyor ki. Söylemler bir işe yarıyor mu, yaptırım gücün nedir? Bir ton faktör yazılabilir, siyasi partiler niye var, önce bunun bir analizi yapılmalı, demokrasi diyoruz, şeffaflık diyoruz, ancak sonuç öyle çıkmıyor, parti tüzükleri liderin şekline göre revize edilebiliyor. Sonra en düzgün biziz diyoruz. Burada sadece bunu bir siyasi parti adına söylemiyorum çoğu böyle yapıyor. Üç dönem kuralı koyuluyor uygulayan var mı? Yok, bakıyorsun tüzük değişmiş ölünceye kadar devam.
Ortada bir hayat savaşı var, nerden bakarsanız bakın, düzelmesi için çaba harcanıyor mu? Evet diyoruz geçiştiriyoruz. Sonuç almak için ömürden yine yıl geçmiş gitmiş, hedefimiz hep aynı daha güzel bir yaşam.
Güzel yaşamak adına çabalıyoruz, topladığımız mahsulü pazara indirmek için fiyat takip ediyoruz, zaman az, hem geri dönmek adına, birde okul hazırlığı yapmak için para lazım. Her yıl aynı şey devam ettiği için bir ay sonra fiyatlar yükselir, yılbaşına doğru tavan yapar. Çünkü bu yıl mahsül maalesef yok. Sezon öncesi açıklanan rekolte maalesef olmadı, bir de kokarca belası aldı başını gitti, bahane de hazır fiyat düşürmek için.
Eğer Eylül ayını atlatırsak Ekim’den sonra kokarcalı fındık olmaz, bunu da bilelim. Eylül ayında mümkün olduğunca satış yapmayalım, ağalığımızın keyfini sürelim, yoksa zahmeti biz, keyfi başkası yaşar.
