Merakla beklenen film vizyona girdi ve tarihe geçti, bu tarihlerin nasıl yazıldığı da önemlidir, tarihler öylesine yazılmaz, yazılan tarih asırlar geçse de silinmez. İşte Ünyeli hemşerimiz A.Selim Tuncer’de tarihten silinmeyecek bir eser bıraktı, kendisine şükranlarımı sunuyorum, onun sayesinde naçizane bizde bir yerinden tuttuk, emek verdik, ter döktük. Öyle arka sokaklardan bakıp bunlarda ne yapıyor, bunların bir çıkarı olmazsa yapmazlar deyip kıs kıs gülüp, başarısız olurlar deyip çaka satanlardan olmadık. Netice tarihe bir not düştük, hani nostalji olsun diye bakıp ve gururlandığım 1970 li yıllarda bir sahne aracın içinde usta oyuncu uyanır ve Ünye’yi görür “oooo Daha Ünye’ye yeni mi geldik” der. Hepimiz seviniyoruz demi, Ünye kelimesi geçti, görüntüde sinemada Ünye’yi gördük diye.

İşte o sinemadan sonra hiç görünmedik, 2019 yılı oyuncu arkadaşım senarist Kerim Aydemir yıllardır üzerinde durduğu senaryoyu tamamlar ve “Randıman” adlı bir sinema filmi yapar. Fındığın ilk sinema filmidir bu, Kültür Bakanlığı destekli film ne yazık ki Dünya’nın başına bela olan Covit-19 illeti yüzünden sinemada istediği ilgiyi göremez, fındığın kaderi yine anlatılamadan tarihte yerini alır. Eğer bu film sinemada biraz olsun yapımcıların yüzünü güldürse idi, Kerim Aydemir çok daha farklı senaryolar ile karşımıza çıkıp bizlere bol bol film izlettirecekti, şimdilerde yine işinin başında ve Tiyatro ile uğraşmaya, öğrenciler yetiştirmeye devam ediyor.

Gelelim Ünye’nin ikinci sinema filmine, Selim Tuncer başta olmak üzere hikayeyi yazan, ardından senaryolaştırılarak üzerinde uzun uzun çalışılarak artık bunu çekme zamanı geldi denildiğinde herkes çok umutlu, çok mutluydu. Ünye adına çok güzel bir eser çıkması umuduyla kollar sıvandı ve harekete geçildi.

Selim abi artık Ünye için bir şeyler yapmam lazım deyip kolları sıvadı ve bismillah dedi, bir araya geldik yüzüncü yılda son kez başlıyoruz dedi, abi erken değil mi dedim, sen bekle o zaman peşimizden gelirsin deyince kararlı olduğunu anladım, yola koyulduk. Hangi iş zor değil ki, hayatta hangi işimiz tıkırında gitti ki, her kafadan bir ses, daha film çekilirken bile bir ton dedikodu. Hazırlıkları saymıyorum gece gündüz bir ay sahada çekimler yapıldı, sanki bir fabrikada çalışır gibi çalışıp ilmek ilmek dokuduk filmi.  Oyuncular sevdi Ünye’yi onlar içinde doğal bir sinema platosu idi burası, herkes ile kaynaştılar şiveleri çok çabuk kavradılar. Onların başlarından geçenlerde başlı başına bir yazı konusu olur inşallah başka yazıda.

Film vizyona girdi dedikodu kazanı tekrar alevlendi, meğer bizim Ünye’de ne kadar yapımcı, senarist ve yönetmen varmış ben görememişim, her işte arandıktan sonra hata bulursun ama o hatayı bırakında o işten anlayanlar yapsın, o işten anlayanlar bile sizin kadar eleştiri yapmaz bu filme inanın. Film de hata gördüm diye ben haklı çıktım diye övünen kişilere soruyorum siz hiç kendi başınıza koyun güttünüz mü? Hani demiş ya Nasrettin Hoca eşekten düşünce geçmiş olsun diyenlere “Beni Eşekten Düşenler Anlar Siz Anlayamazsınız” demiş. 

Her şeye rağmen güzel bir eser çıkarttığın için teşekkürler Selim abim, inşallah bizlere küsmezsin…