Türkler ve Türkiye… Türkler bir milleti, Türkiye ise bir devleti anlatıyor.
Cumhuriyet mi?…
Türkler ancak ekip biçtiği topraklarda ve hayvan güttüğü ovalarda ve dağlarda varlıklarını sürdürebilir ama devletin içinde asla…
Bunun için de askerlik yapacak savaşta ölecek… Devleti yöneten zümrenin fabrikalarında işçi olarak çalışacak…!!!
“Köylü milletin efendisidir” lafı, Türklere biçilen bir görevin tezahürü. “Her Türk asker doğar” sözünü sadece nöbet tutacak ve ölecek eratlara söyletirler sert adımlarla yürütürken. Ama Türkler general olamaz… Bu işin sınavı var, mülakatı var, anasının türbanı, babasının namazı var…
“Türk öğün çalış güven” diye seni bağırtırken sana empoze ettikleri şey; sen işçi olarak çalışacaksın ve seni yönetenlere güveneceksin… “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” dedin de; niye bu sözün üzerine darbe, muhtıra ve vesayet odakları koydun…
Bu sözler, yalancı bir motivasyon samimiyetsizliğinden ibaret…
Türklerin çocuklarına önce sadece ilkokul eğitimini layık gördüler. Sonra lise… Üniversiteye gitmemeleri için her şeyi yaptılar.
Şimdi anlıyorsunuz değil mi imamhatip liselerini niye açtılar?.. Anlıyorsunuz değil mi imam hatip ve mesleki liseleri bitirenlerin önlerini katsayı ile niye tıkadıklarını… Hepsi Türk evlatlarını yüksek öğrenimden uzak tutmak içindi…
Yüksek öğrenim hakkı, ancak devlet ve ticaret üst yapısındaki adamların çocuklarına tahsis edilmişti.
Cumhuriyeti götlerini yırtarcasına savunanlar aslında devleti değil, devlet sistematiği içindeki nüfuzlarını savunuyorlardı.
Çünkü devlet onlara; ayrıcalıklı bürokrasiyi, teşvikli, hibeli ve kredili ticareti, sınavsız ve ya çalınmış sorularla tertiplenen düzmece sınavlı yüksek öğrenimi ve bedava tahsisli en değerli şehir yaşam alanlarını ve en güzel arazileri peşkeş çekiyordu…
Cumhuriyet kurulduğunda biz sandık ki, devlet Türklerin. Oysa Türk topraklarına gemi gemi doldurulan Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar, isimlerini Türk isimleri ile değiştirtip, devletin bütün damarlarına nüfuz ettirilmişti…
Öyle nüfuz etmişlerdi ki,
onlar için milletvekili olmak çok kolaydı; Çünkü seçime giren partiyi zaten onlar yönetiyordu.
Onlar için ticaret çok kolaydı; çünkü onlara kredi musluklarını açan bankaların genel merkezlerini onlar yönetiyordu. Hibe ve tahsislere çok kolay erişiyorlardı. Çünkü bu hibe ve tahsisleri uygulayan bürokrasiyi zaten onlar yönetiyordu.
Onlar için en iyi yaşam alanlarına sahip olmak çok kolaydı. Çünkü gözlerini kestirdikleri araziler bir çırpıda kendilerine veriliyordu.
Ve işte zurnanın zırt dediği nokta; en iyi üniversiteleri onlar okuyacaktı.
En iyi üniversiteler onlara kontenjan ayıracak; Düzmece evraklarla bu kontenjanlara onlar yerleştirilecekti. Zaten bu en iyi üniversitelerin yöneticileri kendileriydi… Bunun yanında bir sınav olacaksa, şak diye sınav soruları onlara verilecekti. Soruları da zaten onlar hazırlıyordu….
Türk evlatlarına biçilen ise, motivasyon sözleri ile onları kandırıp; savaşlarda öldürmek, şehirlerden uzak topraklarda tarımla ve çobanlıkla uğraştırmak… Onları en fazla liseyi okutup işçi olarak kullanmak… Haddini aşan olursa; üniversitelere girmek için eşek yükü paralar harcatıp senelerdir inek gibi çalıştırmak…
Sonra da Cumhuriyetten ve bir devletten bahsediyoruz….
Biz Türkler hiç bir zaman cumhuriyete karşı olmadık. Cumhuriyet kılıfı içinde inşa edilen, bir zümreye bol bol ulufe dağıtan, ayırımcı ve kısıtlayıcı uygulamalara karşı olduk…
Batsın böyle cumhuriyet…!!!
Şimdi anlıyorsunuz değil mi; “mesele üç beş ağaç değil” sözünün manasını…
Mesele cumhuriyeti gerçek sahiplerinin yönetmesi…
Yaşasın milletin yönettiği Cumhuriyet…!!!
