Türkiye'de trafikte yaşanan kazalar, sürücüler arasında çıkan anlaşmazlıklar ve hukuki süreçlerde yaşanan artış, araç içi kameralara olan ilgiyi hızla yükseltti. Daha önce ağırlıklı olarak ticari araçlarda kullanılan bu sistemler, son dönemde bireysel otomobil sahiplerinin de ilk tercihleri arasına girdi. Olası bir kaza ya da trafik tartışmasında yaşananları kayıt altına almak isteyen sürücüler, araçlarına görüntü kayıt sistemi kurarak kendilerini güvence altına almaya çalışıyor. Trafikte yaşanan olaylara yönelik yaptırımların artması ve mahkemelerde kamera kayıtlarının delil olarak değerlendirilmesi de bu talebi destekleyen başlıca nedenler arasında yer alıyor. Sigorta işlemlerinde de önemli kolaylık sağlayan araç içi kameralar, kusur tespitinin daha kısa sürede yapılmasına katkı sunuyor. Özelliklerine göre değişen cihazların fiyatları ise yaklaşık 2 bin liradan başlayıp 20 bin liraya kadar çıkabiliyor. Uzmanlar, satın alma aşamasında teknik özelliklerin dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtiyor.

Araç Kamerasında Bulunması Gereken Özellikler

Uzmanlar, sürücülerin tercih edeceği araç kameralarında bazı temel özelliklerin bulunmasının önem taşıdığını ifade ediyor.

G-Sensörü, çarpışma anını algılayarak ilgili görüntüleri silinmeye karşı korumaya alıyor. Döngüsel kayıt sistemi sayesinde hafıza kartı dolsa bile kayıt işlemi kesintisiz devam ediyor. Park modu ise araç park halindeyken çevrede meydana gelen hareketleri algılayarak otomatik kayıt başlatabiliyor.

Sigorta Süreçlerini De Hızlandırıyor

Araç içi kameralar yalnızca olası davalarda delil olarak kullanılmıyor. Sigorta şirketlerinin hasar dosyalarını daha kısa sürede sonuçlandırmasına da katkı sağlıyor. Kaza anının görüntülenmesi, kusur tespitinde yaşanan anlaşmazlıkları azaltırken inceleme sürecini de hızlandırıyor.

Avrupa'nın birçok ülkesinde araç kamerası kullanan sürücülere kasko poliçelerinde çeşitli indirimler uygulanıyor. Sektör temsilcileri, benzer uygulamaların Türkiye'de de değerlendirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade ediyor.