Türkiye yaz aylarının en kritik dönemlerinden birine girerken, orman yangını tehdidi yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Geçtiğimiz hafta boyunca farklı bölgelerde çıkan yangınların ardından uzmanlar, özellikle bu haftaya dikkat çekerek daha büyük bir riskin başladığını vurguluyor. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay’ın değerlendirmelerine göre, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yangın riski son derece yüksek seviyede.
İletişim Başkanlığı’nın resmi açıklamasına göre, yıl başından bu yana toplam 3.181 yangın meydana geldi. Bunların 1.351’i ormanlık, 1.830’u ise orman dışı alanlarda gerçekleşti. Sadece son 10 günde çıkan yangın sayısı toplam vakaların dörtte birini oluşturuyor. Her ne kadar bu yangınların tamamı kontrol altına alınmış olsa da, sıcaklıkların yüksek seyrettiği bu hafta için ciddi uyarılar yapılıyor.
Prof. Dr. Tolunay, özellikle yüksek sıcaklıkların kıvılcım riskini artırdığına dikkat çekerek, “Bu havada taşa çekiçle vursanız ateş çıkar. İş makineleri taşlara sert şekilde çarptığında çıkan kıvılcımlar bile kuru otları tutuşturabilir. Bu da hızla yayılabilecek yangınlara sebep olur” dedi. Ayrıca sıcak hava dalgasının devam etmesinin elektrik yüklenmesini artırarak trafo patlaması gibi teknik sorunlara yol açabileceğini, bunun da yangınları tetikleyebileceğini ifade etti.
Yangınların önlenmesi konusunda vatandaşların uyarılması gerektiğini belirten Tolunay, Giresun’da uygulanan cep telefonu uyarı sisteminin sıcak hava ve yangın riskleri için de kullanılmasını önerdi. Sıcak hava dalgası öncesinde ormanların sulanmasının çözüm olmayacağını vurgulayan uzman, su kaynaklarının sınırlı olduğunu, tüm ormanların bu yöntemle korunamayacağını dile getirdi.
Özellikle Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay gibi iller öncelikli risk bölgesi olarak öne çıkarken, Muğla ve Antalya gibi yoğun orman örtüsüne sahip şehirlerin de dikkatle izlenmesi gerektiği ifade edildi. İzmir’de ise yangınlardan etkilenmeyen alanların neredeyse kalmadığı belirtildi.
Yangınla mücadelede kullanılabilecek teknolojiler de gündemde. Yangın bombaları, yangını söndürmek amacıyla kapalı alanlarda kullanılan bir yöntem olarak tanımlanıyor. Ancak açık ve geniş ormanlık alanlarda bu sistemin uygulanabilirliğinin oldukça sınırlı olduğu vurgulanıyor. Benzer şekilde, uçaklardan atılan yangın geciktirici kırmızı sıvılar da sadece alevlerin yayılmasını geciktirmek için kullanılabiliyor. Bu tür kimyasalların toprağa ve yeniden yeşermeye olası etkileri ise dikkatle incelenmeli.
Ormanlarda kullanılabileceği belirtilen duman dedektörleri ve termal kameralar da maliyet ve operasyonel zorluklar nedeniyle yaygın kullanıma uygun görülmüyor. Tolunay’a göre, yangını erken tespit etmek önemli olsa da, etkili bir müdahale ekipmanı ve personeli yoksa, bu tespitlerin sahadaki etkisi sınırlı kalıyor.
Yangınların yalnızca hava araçlarıyla söndürüldüğü yönündeki genel algıya da değinen Tolunay, yangınların özellikle büyüdüğü anlarda kara müdahalesinin kritik olduğunu söyledi. Ormanlık alanların kesilerek 50 ila 100 metre genişliğinde yangına karşı toprak şeritler açılması, ilerlemenin durdurulmasında etkili bir strateji olarak öne çıkıyor. Bu tür müdahalelerin ciddi risk taşıdığını hatırlatan Tolunay, geçtiğimiz yangın sezonunda iki dozer operatörünün hayatını kaybettiğini de belirtti.
Yanan orman alanlarının yeniden ağaçlandırılması yerine doğal yenilenme sürecinin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Tolunay, özellikle kızılçam ormanlarının kendini yenileyebileceğini ifade etti. Bu bölgelerin bahar aylarında gözlemlenmesi, gerekirse koruma altına alınarak doğal şekilde yeniden yeşermesinin sağlanması gerektiğini söyledi.
Öte yandan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, orman yangınlarına ilişkin ceza yaptırımlarının artırıldığını açıkladı. Dikkatsizlik ve tedbirsizlikle yangına sebep olanlar için üç yıla kadar, kasten çıkaranlar için 10 yıla kadar, terör amaçlı çıkaranlar içinse müebbet hapis cezası öngörülüyor.

