Marmara Denizi’nde giderek derinleşen oksijen kaybı, yalnızca deniz ekosistemini değil, bölgedeki 24 milyonu aşkın insanın yaşamını doğrudan etkileyebilecek boyutlara ulaştı. Son zamanlarda kıyıya yakın bölgelerde sıkça görülen köpek balıkları ve vatozlar, denizdeki ciddi çevresel bozulmanın habercisi olarak değerlendiriliyor. Bilim insanları, Marmara’daki kirliliğin ve oksijen kaybının hem biyolojik çeşitliliği tehdit ettiğini hem de ekosistem dengesini altüst ettiğini belirtiyor.

WWF-Türkiye Kıkırdaklı Balıklar Danışmanı Dr. Hakan Kabasakal’a göre Marmara Denizi yarı kapalı bir su kütlesi olduğundan, çevresel kirleticilere karşı doğal yenilenme kapasitesi oldukça sınırlı. İstanbul başta olmak üzere çevresinde milyonlarca insanın yaşadığı bu denize her gün yaklaşık 5,5 milyon metreküp atık su boşaltılıyor. Evsel atıkların yanı sıra endüstriyel kirlilik, tarım ilaçları ve gübre kaynaklı kirleticiler de Marmara’ya ulaşarak oksijen seviyelerinin hızla düşmesine yol açıyor.

Oksijen seviyelerindeki azalma, deniz biliminde “hipoksi” olarak tanımlanıyor. 1 litrede 2 mg’dan az oksijen bulunması hipoksik ortam anlamına geliyor. Marmara Denizi’nin bazı derin bölgelerinde artık sıfır oksijenli yani “anoksik” koşulların bile görüldüğü tespit edilmiş durumda. 2024 yılında yapılan ölçümlerde bu durumun 375 metre derinliğe kadar ulaştığı belirlendi.

Normal koşullarda Marmara’da 26 farklı kıkırdaklı balık türü yaşarken, bu sayı doğu Marmara’da 11 türe kadar gerilemiş durumda. Özellikle Mustelus mustelus, Squalus acanthias ve Myliobatis aquila gibi türler kıyıya yakın sularda daha sık görülmeye başladı. 1000 metre derinlikte yaşaması gereken Centrophorus uyato ve Echinorhinus brucus gibi türlerin bile son yıllarda daha sığ sularda rastlandığı, ancak 2022 sonrasında bu türlerin tamamen kaybolduğu ifade ediliyor.

Dr. Kabasakal bu durumu “yaşam alanının dikey daralması” olarak nitelendiriyor. Deniz tabanındaki oksijenin azalması, balıkları yukarıya, kıyıya doğru zorunlu göçe zorluyor. Ancak bu göç, balıkların doğal yaşam döngüsünü bozarken, aynı zamanda daha fazla insanla karşılaşmalarına ve potansiyel tehditlere maruz kalmalarına neden oluyor.

Marmara Denizi, geçmişte mavi köpek balıkları ve hatta büyük beyaz gibi tepe yırtıcı türlere de ev sahipliği yaparken, bugün bu türlerin hiçbiri bölgede gözlemlenmiyor. Dr. Kabasakal’a göre tepe yırtıcıların ekosistemdeki rolü çok önemli. Bu türler, hasta veya yaşlı canlıları avlayarak besin zincirini dengede tutuyor. Onların yokluğu, ara yırtıcıların artmasına ve genel ekosistem sağlığının zayıflamasına yol açabiliyor.

Mevcut tabloya rağmen umutlu senaryolar da mevcut. Uzmanlara göre Marmara Denizi’ne karasal kaynaklı kirleticilerin %40 oranında azaltılması halinde, denizin oksijen seviyelerinin 6 yıl içinde yeniden yaşanabilir değerlere ulaşması mümkün olabilir. Ancak oksijen seviyelerinin düzelmesi, kaybedilen türlerin geri döneceği anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle bölgeye özgü koruma politikaları, özellikle en tehdit altındaki türler için acil şekilde devreye sokulmalı.

Oksijenin tükenmekte olduğu Marmara Denizi’nde kıyılara yaklaşan köpek balıkları ve vatozlar, yalnızca bir biyolojik sinyal değil, aynı zamanda insan kaynaklı çevresel tahribatın doğrudan bir sonucunu ortaya koyuyor. Bilimsel veriler ve izleme çalışmaları, ekosistemin geri döndürülemez zararlar almaması için acil adımların kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.