Kızamık, yıllardır pek çok kişi tarafından çocuklukta atlatılan basit bir hastalık olarak görülse de uzmanlar, bu algının oldukça yanıltıcı olduğunu vurguluyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde kızamık vakaları son 30 yılın en yüksek seviyesine ulaşırken, sağlık otoriteleri hastalığın sadece akut dönemle sınırlı kalmadığını, yıllar sonra gelişebilen ve ölümcül sonuçlar doğurabilen bir komplikasyonla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş çocuklar için risk daha yüksek. Kızamığın beyin hücrelerine yerleşerek uzun yıllar sessiz kaldığı, daha sonra geri dönüp ciddi nörolojik sorunlara yol açtığı belirtiliyor.

Uzmanlar, kızamık virüsünün grip benzeri belirtilerle başladığını, ardından yüksek ateş ve tüm vücuda yayılan döküntülerle kendini gösterdiğini ifade ediyor. Ancak hastalığın en tehlikeli yönü, enfeksiyon geçtikten yıllar sonra ortaya çıkan bir sinir sistemi hastalığı olan SSPE (Subakut Sklerozan Panensefalit) ile ilgili. Bu komplikasyon özellikle çocuk yaşta kızamık geçiren kişilerde görülüyor ve çoğu zaman yaşam kaybıyla sonuçlanıyor.

SSPE: Sessizce İlerleyen Ölümcül Risk

SSPE, kızamık virüsünün beyin hücrelerinde kalıcı hasara neden olmasıyla gelişiyor. Hafıza kaybı, kişilik değişiklikleri ve ruh hali dalgalanmaları gibi hafif belirtilerle başlayan bu hastalık, zamanla kas kasılmaları, bilişsel gerileme, koordinasyon kaybı ve koma gibi ağır tablolara dönüşebiliyor. Her 100 bin kızamık vakasından 4 ila 11’inin SSPE’ye dönüştüğü belirtilirken, 5 yaşından önce kızamık geçiren çocuklarda bu oran daha da yükseliyor. Hastalığın bilinen bir tedavisi yok ve görülen vakaların yaklaşık yüzde 95’i ölümle sonuçlanıyor.

Uzmanlar, bu ciddi riskin önüne geçebilmenin en etkili yolunun kızamık-kabakulak-kızamıkçık (MMR) aşısı olduğunu belirtiyor. Aşı, kızamık virüsüne karşı yüzde 97’ye varan koruma sağlıyor. Ancak Covid-19 pandemisinden sonra aşılama oranlarında düşüş yaşandığı, bu durumun toplumsal bağışıklığı tehlikeye attığı ifade ediliyor. Özellikle bebeklik çağında aşılanamayan bireylerin, toplumsal bağışıklık sayesinde korunabildiği hatırlatılıyor. Bu nedenle hem bireysel hem de toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi gerektiği vurgulanıyor.