Ankara’da yaşanan bir tahliye davası, kiracı ve ev sahibi arasındaki sürecin yalnızca taşınmazın boşaltılmasıyla sınırlı kalmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. Sincan ilçesinde ev sahibi Y.E., oğlunun konut ihtiyacını gerekçe göstererek kiracısı S.B.’den evi tahliye etmesini talep etti. Kiracı, çıkmak için süre isterken taraflar arasında anlaşma sağlanamayınca konu zorunlu arabuluculuk sürecine taşındı. Arabuluculuk aşamasında da uzlaşıya varılamayınca ev sahibi, 10 Temmuz 2025 tarihinde tahliye davası açtı.
Dava açıldıktan yaklaşık bir ay sonra kiracı S.B., evi boşaltarak anahtarı ev sahibine teslim etti. Ancak bu gelişme davanın sonlanmasına neden olmadı. Mahkeme, tahliye gerçekleşmiş olsa da davanın açıldığı tarihteki koşulları değerlendirerek, ev sahibinin konut ihtiyacının gerçek ve zorunlu olduğuna kanaat getirdi. Bu nedenle mahkeme, ortaya çıkan tüm yargılama masraflarının ve vekalet ücretinin kiracı tarafından ödenmesine karar verdi.
Tahliye Yeterli Olmadı, Masraflar da Kiracıya Yüklendi
Mahkeme, kararında davanın esası hakkında hüküm kurulmasına gerek olmadığını belirtirken, masrafların hangi tarafa yükleneceği konusunu detaylı inceledi. Yapılan araştırmalar sonucunda, davacı Y.E.’nin oğlunun başka bir konutta yaşama imkânının olmadığı belirlendi. Bu nedenle ev sahibinin dava açmakta haklı olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, arabuluculuk ücreti, vekalet giderleri ve mahkeme masraflarının kiracı tarafından karşılanmasına hükmedildi.
Ev sahibinin avukatı Fırat Bilici, yalnızca evi boşaltmanın yeterli olmadığını belirterek, bu tür davalarda taraflar arasında masrafların paylaşımı konusunda net bir mutabakat yapılmasının önemli olduğunu vurguladı. Bilici, aksi durumda mahkeme kararları doğrultusunda kiracıların icra takibiyle karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekti.



