FINDIK ÜRETİCİSİNİN ALIN TERİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Fındık; bu bölgenin sadece bir tarım ürünü değildir. Fındık, bu toprakların bereketidir. Evlatlarımızın eğitim masrafıdır, düğün hazırlığıdır, askerdeki evladımıza gönderilen harçlıktır, esnafın sermayesidir. Bahçede adı fındıktır, sofrada ekmek.

Tarım - 31-07-2026 17:55

Saadet partisi Ünye ilçe başkanı Özgür Şahin TMO önünden Seslendi. Bugün burada yalnızca fındığın fiyatını konuşmak için değil, Doğu Karadeniz'in alın terini, emeğini, geleceğini ve hakkını savunmak için toplandık.

Fındık; bu bölgenin sadece bir tarım ürünü değildir. Fındık, bu toprakların bereketidir. Evlatlarımızın eğitim masrafıdır, düğün hazırlığıdır, askerdeki evladımıza gönderilen harçlıktır, esnafın sermayesidir. Bahçede adı fındıktır, sofrada ekmek.

Ne yazık ki yıllardır üreticinin emeği değersizleştiriliyor. Her hasat döneminde aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Girdi maliyetleri katlanarak artıyor, üretici daha fazla çalışıyor, daha fazla fedakârlık yapıyor; fakat kazanan üretici olmuyor.

Bugün bir kilogram fındığın maliyeti yaklaşık 330 lira seviyesine ulaşmıştır. Gübre, ilaç, ışkın temizliği, budama, nakliye ve işçilik giderleri üreticinin belini bükmektedir. Buna rağmen üreticiye önerilen fiyatlar emeğin karşılığını vermekten uzaktır.

Biz buradan açıkça ifade ediyoruz:

Maliyeti 330 lira olan bir ürünün taban fiyatı en az 400 lira olmalıdır.

Bunun altında açıklanacak her fiyat, üreticiye "zarar et ama üretmeye devam et" demektir.

Bugün Doğu Karadeniz'de insanlar sadece fındığa değil, kendilerini sahipsiz bırakan anlayışa da küsmüştür. Üretici, emeğinin karşılığını alamadığı için bahçesine küsüyor, toprağına küsüyor, geleceğine umutla bakamıyor.

Bunun en somut örneklerinden biri de kahverengi kokarca ile mücadeledir. Geçmiş yıllardaki yoğunlukta görünmese de özellikle kıyı kesimlerinde etkisini sürdürmektedir. Üretici, "Nasıl olsa emeğimin karşılığını alamıyorum." diyerek ilaçlama yapmaktan vazgeçmektedir. Bunun gerçek sonucu ise harman zamanı daha net ortaya çıkacaktır.

Bugün sadece kokarca değil, umutsuzluk da bahçeleri kemirmektedir.

Doğu Karadeniz'in üretim şartları ile Batı Karadeniz'in şartlarını aynı değerlendirmek mümkün değildir. Batı Karadeniz'de arazi yapısı üretime daha elverişlidir. Ancak Ordu ve Giresun'da yüz, yüz elli yıllık bahçelerde, dik yamaçlarda, son derece zor şartlarda üretim yapılmaktadır. Bu bölgelerde maliyet de emek de çok daha yüksektir.

Bugün taban işçi yevmiyesi yaklaşık 1.750 lira seviyesindedir. Amelebaşı, aşçı, çuvalcı ve diğer giderler eklendiğinde bu rakam çok daha yukarı çıkmaktadır. Yerli işçiye ödenen ücret ise birçok bölgede 2.500 ila 3.000 lira arasında değişmektedir.

Bütün bu maliyetlerin altında üretici ayakta kalmayı nasıl başaracaktır?

Biz sadece fiyat talep etmiyoruz.

Biz adalet talep ediyoruz.

Milli Görüş'ün yıllardır savunduğu gibi; üretmeden kalkınma olmaz, alın terini korumadan adalet olmaz. Üreticisini korumayan hiçbir ekonomi modeli sürdürülebilir değildir.

Bugün Toprak Mahsulleri Ofisi'nin 250-260 lira bandında bir fiyat açıklayacağı konuşulmaktadır. Diyelim ki bu fiyat açıklandı. Peki üretici gerçekten bu fiyattan ürün satabilecek mi?

Hayır.

Nem, rutubet, çürük oranı ve kokarca zararı gibi gerekçelerle üreticinin eline geçecek rakam daha da düşecektir. Bunun üzerine bir de ödemenin yaklaşık kırk beş gün sonra yapılacağı ifade edilmektedir.

Oysa üreticinin kırk beş gün bekleyecek imkânı yoktur. İşçisinin yevmiyesini ödeyecek, gübre ve ilaç borcunu kapatacak, bankaya olan yükümlülüklerini yerine getirecektir. Mecburen tüccara gidecek ve ürününü açıklanan fiyatın da altında satacaktır.

Bu durumda açıklanan fiyatın üretici açısından hiçbir anlamı kalmamaktadır.

Buradan çağrımız nettir.

Toprak Mahsulleri Ofisi ödemelerini en geç bir hafta içerisinde yapmalıdır.

Dönüm başına alım kotası artırılmalıdır.

Kalite kriterleri üreticiyi cezalandırmanın değil, üretimi teşvik etmenin aracı hâline getirilmelidir.

TMO gerçekten üreticinin yanında duran bir kurum olmalıdır.

Bir diğer önemli mesele de bilimsel çalışmalardır.

Karadeniz Bölgesi'ndeki üniversitelerin ziraat fakülteleri, fındıkta verimi artıracak, kahverengi kokarca ile mücadeleyi güçlendirecek ve üreticinin maliyetlerini azaltacak çalışmaların merkezine dönüştürülmelidir.

Karadeniz'in iklimi dünyada eşi benzeri olmayan özelliklere sahiptir. Bu nedenle bölgemizde yetişen fındığın aroması dünyanın hiçbir yerinde aynı kaliteyle oluşmamaktadır. Bu bizim en büyük avantajımızdır.

Ancak bugün Arjantin, Çin, Romanya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde fındık üretimine yönelik deneme çalışmaları yapılmaktadır. Eğer bu ülkeler üretimlerini artırmayı başarırsa, bugün hak ettiği değeri göremeyen Türk fındığı yarın çok daha büyük bir rekabet baskısıyla karşı karşıya kalacaktır.

Geçtiğimiz dönemde ülkemiz fındık ihracatından 2 milyar 256 milyon doların üzerinde gelir elde etti. Bunun yaklaşık 1 milyar 324 milyon dolarlık kısmı Doğu Karadeniz'den gerçekleştirildi. En fazla ihracat yaptığımız ülkeler ise İtalya, Almanya ve Fransa oldu.

Şimdi soruyoruz:

Milyarlarca dolarlık ihracat gelirinden üretici ne kadar pay alabildi?

Dünyaya kazandıran üretici neden kendi evine kazandıramıyor?

İhracat rekorları kırılırken üreticinin cebi neden boşalıyor?

Bu soruların cevabını üretici adına bekliyoruz.

2025 yılında 360-370 lira seviyelerine kadar çıkan piyasa fiyatlarından bugün 140 lira seviyelerinin konuşulduğu bir ortama nasıl gelindi?

Bu tablo, geçmişte şeker pancarında, tütünde, pirinçte ve daha birçok tarım ürününde yaşanan süreçleri hatırlatmaktadır.

Üretici üretimden uzaklaştırılmak mı isteniyor?

Bölge insanı toprağından koparılarak başka planlara mı zemin hazırlanıyor?

Maden sahası ilan edilen bölgelerde üreticinin emeğinin değersizleştirilmesi tesadüf müdür?

Bu sorular cevapsız bırakılamaz.

Biz kimsenin niyetini peşinen yargılamıyoruz. Ancak görünen tablo, üreticinin her geçen yıl toprağından ve üretimden uzaklaştırıldığı gerçeğini ortaya koymaktadır.

Milli Görüş, yıllardır "Önce üretim, önce adalet." demektedir.

Bizim anlayışımızda rant değil üretim kazanır.

Faiz değil emek kazanır.

İthalat değil yerli üretici kazanır.

Alın teri kutsaldır.

Üreticinin hakkını vermeyen hiçbir düzen adil değildir.

Buradan üreticilerimize de önemli bir çağrıda bulunuyoruz.

Elimizde bulunan fındığın kıymetini bilelim. Ürünümüzü emanete bırakmayalım. Mecbur kalmadıkça tamamını aynı anda piyasaya sürmeyelim, ihtiyacımız kadarını satarak ürünümüze sahip çıkalım.

Çünkü bugün piyasa fiyatını belirleyen en önemli unsur, ürünün kimin elinde olduğudur. Üretici elindeki fındığı koruyabildiği ölçüde pazarlık gücüne sahip olur. Ancak ürün tamamen tüccarın eline geçtiğinde, TMO'nun açıkladığı taban fiyat değil, tüccarın belirlediği fiyat piyasaya hâkim olur.

Bu nedenle üreticimiz, imkânı ölçüsünde ürününe sahip çıkmalı; piyasanın tamamının tüccarın kontrolüne geçmesine izin vermemelidir. Gerçek taban fiyatını sadece açıklanan rakamlar değil, üreticinin birlik içinde sergileyeceği kararlı duruş da belirleyecektir.

Biz biliyoruz ki bu millet çalışkandır.

Bu topraklar bereketlidir.

Eksik olan ne üreticidir ne de topraktır.

Eksik olan, üreticiyi önceleyen adil bir tarım politikasıdır.

Biz inanıyoruz ki alın terinin hakkı verildiğinde üretici yeniden üretecek, Karadeniz yeniden kazanacak, Türkiye yeniden güçlenecektir.

Biz emeğin, üretimin ve adaletin yanında olmaya devam edeceğiz.

Çünkü biliyoruz ki;

Adaletin olmadığı yerde bereket olmaz.

Üreticinin kazanmadığı yerde Türkiye kazanamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özgür Şahin  
Saadet Partisi Ünye İlçe Başkanı

Günün Diğer Haberleri