Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada yargının siyasallaşması tartışmalarına değinerek, iktidarın adalet ve hukuk sistemine müdahale ettiği yönündeki algının devleti zedelediğini ifade etti. Ağıralioğlu, yolsuzluk iddialarının siyaseten taraflı bir şekilde ele alınmasının kamu vicdanında derin bir güvensizlik yarattığını belirtti.
“İktidar, Kendi Konusunda İstisna Olmamalı”
Ağıralioğlu, hükümetin yolsuzlukla mücadele konusundaki tutumunun çifte standart içerdiği algısının ülke siyasetinde ciddi bir güven sorunu oluşturduğunu vurguladı. Açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Kimse, hükümet yolsuzluklarla mücadele etmesin, suçlular hesap vermesin demiyor. Ancak hükümet, kendi mensupları söz konusu olduğunda bu mekanizmayı işletmezken, siyasi rakiplerine yönelik bu tür iddialarla hareket ederse, yargının tarafsızlığına gölge düşer. Bu durum, adalet duygusunu zedeler ve devlete olan güveni sarsar."
“Yargının İktidarın Sopası Olduğu Algısı Yıkılmalı”
Anahtar Parti lideri, hukuk sisteminin bağımsız olması gerektiğini belirterek, yargının siyasi bir araca dönüşmesinin ülkeyi tehlikeli bir noktaya sürüklediğini ifade etti.
"İktidarın, yargıyı rakiplerini cezalandırma aracı olarak kullanması, millette adalete olan güveni yok eder. Bu şartlarda siyaset itibarlı bir alan olmaktan çıkar ve kriminalleşir. Devleti yönetenlerin adalete müdahale etmemesi, rekabeti ilke ve ölçü çerçevesinde yürütmesi gerekir. Ancak o zaman demokrasinin ve huzurun teminatı olabilirler."
“Türk Siyaseti İtibar Kaybediyor”
Ağıralioğlu, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal göstergelerinin bozulmasına rağmen iktidarın hiçbir şekilde denetlenmemesinin toplumda derin bir hoşnutsuzluğa yol açtığını da belirtti.
"23 yıllık iktidar pratiğinizde, ülkenin birçok endeksinde gerileme yaşanırken, kendinizin bir soruşturmaya bile tabi olmaması, ancak muhalefetin yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanması, siyasete olan güveni yerle bir ediyor. Bu durum, Türk siyasetinin itibarına büyük bir darbedir."
Ağıralioğlu’nun açıklamaları, yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşırken, siyasi rekabette eşitlik ilkesinin korunması gerektiği yönünde güçlü bir çağrı olarak değerlendirildi.