Avrupa'da yasaklandı, Türkiye'de kullanılacak denilen kimyasal karışım kamuoyunda tepkilere neden oldu. Avrupa’da yalnızca hayvan sağlığında – özellikle köpeklerdeki pire ve kene kontrolünde – kullanımı onaylı olan etofenprox + pyriproxyfen etken maddeleri, Türkiye’de kiraz, şeftali, üzüm bağı ve pamuk gibi ürünlerin üretiminde tarımsal ilaç olarak kullanılmak üzere ruhsatlandırıldı. Karar, çevre ve halk sağlığı alanında çalışan uzmanlar tarafından şiddetle eleştirildi.
Bitki Koruma Ürünleri Ruhsatlandırma Komisyonu, bu bileşenlerin tarımda kullanımını ilk etapta reddetmişti. Ancak idari süreçlerin ardından aynı karışım için ruhsat verilmesi, alınan kararların şeffaflığı ve bilimsel dayanağı konusunda soru işaretleri doğurdu. Gelişmiş ülkelerde sadece veteriner tıpta sınırlı kullanım hakkı olan bu maddelerin, Türkiye’de gıda ürünlerine doğrudan uygulanacak olması özellikle ihracat ve halk sağlığı açısından ciddi endişelere neden oluyor.
Pyriproxyfen maddesi tek başına dut kabuklu biti, armut psillidi ve unlu bit gibi zararlılara karşı etkili kabul ediliyor. Ancak etofenprox ile karıştırıldığında, bu etken maddelerin birim alandaki aktif miktarı üç kat artarak 15 grama kadar çıkabiliyor. Bu durum, pestisit kalıntısı riskini yükseltiyor ve çevre ile insan sağlığı açısından tehdit oluşturuyor.
Uzmanlara göre bu ruhsatlandırma kararı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yıllardır desteklediği biyolojik ve biyoteknik mücadele politikalarını zayıflatacak. Entegre mücadele sistemlerinde kimyasal ilaçlar genellikle son çare olarak ve sadece zararlılarla etkili mücadele sağlayacak şekilde kullanılıyor. Ancak bu yeni kararla birlikte, etkisi daha ağır ve geniş spektrumlu pestisitler, doğrudan stratejik ihracat ürünlerine uygulanabilecek.
Türkiye'nin birçok tarım ürünü, son yıllarda Avrupa Birliği sınırlarında pestisit kalıntısı nedeniyle iade ediliyor. Bu da hem ekonomik zarara hem de ülke imajının zedelenmesine neden oluyor. Şimdi ise Avrupa’da insan tüketimi için tarımda kullanımı yasaklı olan bir karışımın, Türkiye'de izin alması “hangi bilimsel gerekçeye dayanılarak ruhsat verildi?” sorusunu beraberinde getiriyor.
Söz konusu kararın özellikle üzüm bağlarında halen başarıyla yürütülen biyolojik mücadeleye zarar vereceği belirtiliyor. Bu uygulama, yalnızca ekosistem sağlığını değil, aynı zamanda Türkiye’nin tarımsal ihracatında güvenilirlik algısını da riske atabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.